Bugün, 31 Ağustos 2025 Pazar

Ahmet SEZGİN


GÜLE HASRET

GÜLE HASRET


Türk-İslam kültür ve medeniyetinde özellikle de edebiyat, musikî, hat ve mimarisinde semboller çok önemli bir yer tutar. Divan ve tasavvuf edebiyatımız; sembol, imge ve mazmunlar bakımından çok zengindir.

Zengin kültür ve edebiyatımızı anlayabilmek için sembollerin anlamlarını, bilhassa çiçeklerin dilini iyi bilmek gerek. Başta şiir olmak üzere bütün güzel sanatlarda çiçek sembollerinden en çok kullanılanlar, “gül” ve “lâle”dir.

Çiçeklerin şahı kabul edilen gül; teri, kokusu ve cemaliyle Peygamber Efendimiz (sav)’in sembolü kabul edilmiştir bizim medeniyetimizde. Şairler, gazel ve kasidelerini gülle süsleyerek satır aralarına gül kokularını serpiştirmiştir.

Tasavvufi sembolizmde gonca halindeki gül, “tevhid”i yani "birliği", açılmış gül ise "birliğin çokluk halinde görünüşü" olan “kesret”i temsil eder. Gül bahçesi "gönül açıklığı, kirinden pasından temizlenerek, ilahi güzelliğin yansımasına hazır hale gelmiş kalbi"; gonca, "insanın kendisiyle ve Allah ile baş başa kalması”nı simgeler.

“Annem bana gülü şöyle öğretti/ Gül, O’nun, o sonsuz iyilik güneşinin teriydi.” (Sezai Karakoç)

Anadolu insanı, Peygamber Efendimiz’i (as) çağrıştırdığı için gülü çok sevmiştir. Bu millet; Peygamber muhabbetiyle gülden isimler türeterek kızlarına “Gül”, “Güllü”, “Gülşen”, “Gülnur”, “Gülveren”, “Gülseda”, “Gülşah”, “Gülendam”, “Gülfidan”, “Gülefşan”, “Gülten”, “Gülay”, “Gülbeyaz”, “Gülçin”, “Gülben”, “Gülcan”, “Gülgün” gibi güllü isimler vermiştir.

Nihat Sami Banarlı, çocuklarını Gülveren, Gülseren, Gülizar, Gülendam gibi gül isimleriyle çağıran “Güldalı” isimli Bozkırlı bir anneye sorar: “Sizin memlekette çok fazla gül mü var ki, çocuklarınızı hep bu isimlerle çağırırsınız?” “Hayır” der kadın. “Toprağımızda bir tek gül bile yetişmez... Ama gül başka... O, Peygamber Efendimizin remzidir.”

Peygamber Efendimiz; kimi şairlerin mısralarında “dünyanın en güzel gülü”, kimi şairlere göre “en müstesna gül”, kimi şairin dizelerinde “ey terleyince terinden/ ebedî güller derilen/ o gül muştusu sahibi”dir.

Hayatın içini gülle dolduran Müslüman Türk milleti için gül, hayatın kendisiydi sanki. Aşk ve gül medeniyetinin gül yürekli insanları; besmeleyle dikip gözyaşlarıyla suladıkları Muhammed kokulu güller yetiştirirdi. Gül, her koklandığında gül peygambere salâvat getirilirdi. Rüyaları çalan televizyon olmadan önce gül yastıklarda uyuyan gül çocuklara gül yüzlü dedeler ve nineler, gül masalları ve ninnileri anlatırdı.

“Kuzuların doğması nasıl beklenirse o ülkede/ Güllerin açması da öyle beklenir gün doğmadan önce/ Bahar yağmurları böyle güllere gebe/ İner gökyüzünden bahçelere/ Nişanlarda gül şerbeti içilir/ Hastalara gül şurubundan ilâç/ Gül bir yeni yıl gibi/ Yetişir evlere muştu gibi/ Hızır fısıltısı say onu/ Baharın salâvatı güller/ Yeryüzüne gelerek sabahları/ Yataklara dökülerek/ Aşk ezanını okurlar gençlere.” (Sezai Karakoç)