1972 yılında ilkokula başladım. İlk öğretmenim rahmetli İhsan Akçay’dı. İlk dört yıl İhsan Öğretmen’de okudum. İlkokul beşinci sınıfa geldiğimizde okulumuza yeni mezun, yeni bir öğretmen gelmişti. Aniden sınıfımızı ikiye böldüler. Bir nevi sınıfımız oğul vermişti. Bu bölünmede neyi ölçü aldılar bilmiyorum.
On beş kadar öğrenci yeni sınıfa ve yeni öğretmene geçmiştik. Yıl 1977’ydi. Yeni öğretmenimizin adı Ali Rıza Arslan’dı. O, bizim ikinci öğretmenimizdi, lakin biz, onun meslek hayatındaki ilk öğrencileriydik. İlkokul beşi Ali Rıza Öğretmen’de okuduk.
Öğretmenimiz farklı bir mizaca sahipti. Bir defa, bizleri sevdiğini her haliyle hissettiriyordu. Eğitim anlayışında dayağın, şiddetin, ötekileştirmenin yeri yoktu. Bize her sözüyle yardımcı olmaya çalışıyordu.
Fiziki olarak boylu poslu, sarışın, çakır gözlü ve tam manasıyla yakışıklıydı.
Köyümüze geldiğinde evliydi ve bir çocuğu vardı. O zamanlar imkânlar kıttı. Okulun yakınında ahşaptan yapılma iki gözlü bir evde duruyordu. Çocuğunun süt ihtiyacı için bizi sık sık evine gönderiyordu. Biz de bir dediğini iki etmiyorduk. O zamanlar öğretmenimizin evine gitmek bizim için büyük bir gurur kaynağıydı. Öğretmenimiz bize bir görev verse de seve seve yapsak diye beklerdik.
Öğretmenimizi köy halkı da çok sevmişti. İtibarı üst seviyedeydi. Herkes tarafından saygı ve sevgi görürdü.
İmanlı bir yapısı vardı. Zamanına göre çok cesurdu. Eviyle okul arasında köyün merkez camisi vardı. Cuma olduğu zaman aleni abdest alır, kimseden çekinmeden namaza giderdi. Bunu riya olsun diye yapmazdı, inancı gereği yapardı. Yaşımız küçük olmasına rağmen namaz için bizi de teşvik ederdi. Öğretmenimizle yan yana, aynı safta namaz kılmak bize tarifsiz bir haz verirdi.
Okulumuzun alt katı ilkokul, üst katı ortaokuldu. İlkokul bitince üst kata terfi etmiş olduk. Öğretmenimiz de yeni öğrencilerini okutmaya başladı. Neticede mekânlar aynı olması hasebiyle bizi her yönüyle takip etti, bizimle irtibatı hiç kesmedi.
Ben liseye geçince öğretmenimiz de köyümüzden ayrıldı. Memleketi Borçka’ya yerleşti. Orada emekli oluncaya kadar çalıştı. Emeklilikten sonra ticarete atıldı. Zaman zaman köyümüze, ziyaretimize geldi, bizi arayıp buldu. Uzun uzun hasbıhal ettik. Birbirimize selam gönderip selam aldık.
Liseden bir öğrenci benim biyografimi ödev olarak almıştı. Uzun uzun bana sorular sordu. Bu arada öğretmenime bir mektup yazarak benim hakkımda bilgi almak istemiş. Öğretmenim de erinmemiş, hakkımda uzun bir mektup yazmıştı. Kayıtlarda mevcut. Hiç unutamıyorum, çok mutlu olmuştum.
Telefonla görüşmenin ötesinde sosyal medyadan birbirimizden haberdardık. Yazılarımın tiryakisiydi. Kocaman’la ve Terme’yle ilgili yazılarıma mutlaka teşvik edici yorumlar yapardı. Benimle gurur duyduğunu ifade etmekten imtina etmezdi.
Birkaç öğrencisi olarak Borçka’ya ziyaretine gitmeyi planlamıştık. Olmadı, gidemedik. Dünya meşgalesi galip geldi.
Sosyal medyada okuduğum haberle yıkıldım:
“Borçka’mızda uzun yıllar öğretmenlik gibi kutsal bir mesleği yapmış, Adem, Aygül, Zehra ve Sevil Arslan’ın babaları, Naciye Yengemizin kıymetli eşi, emekli öğretmen ve ilçemiz esnaflarından Ali Rıza Arslan vefat etmiştir (31 Mayıs 2023).’’
Bir zaman sonra hiç tanımadığım oğlu Adem’i telefonla aradım. Kendimi tanıttım. Taziyelerimi bildirdim, üzüntümü ilettim. Bir nebze de olsa acılarını paylaşmak istedim.
Oğlu Adem’in beyanına göre öğretmenimizin vefatı aniden vuku bulmuş. Sadece şeker hastalığı varmış. Lakin kalp krizinden vefat etmiş. Hayat doluydu. Genç denilebilecek bir yaşta dünyaya veda etti. Takdir-i İlahi. Elden ne gelir.
Başta, aile efradına, sevenlerine ve öğrencilerine sabırlar diliyorum. Allah rahmet eylesin. Mekânı cennet olsun.
Nasip olursa kabrini ziyaret edip, Fatiha okuyup dua edeceğim. Biz öğrencilerinde emeği ve hakkı çok büyük.