Bugün, 31 Ağustos 2025 Pazar

Nazmi KILIÇ


KÖYDE ÖĞRETMEN OLMAK (2)

KÖYDE ÖĞRETMEN OLMAK (2)


 Uzun süren yolculuk Samsun şehir merkezine girince az bir yolumuzun kaldığını düşünen şoför sabırsızlanmaya başladı. Hala Samsun şehir merkezinden çıkamadık, bayağı büyükmüş diye söylenip dururken Çarşambaya geldik. Çarşambadan sonra 5 km. gelip sağa sapacağımızı öğrenmiştik. Derken Dalbahçe Köyü İlkokulu önünde durup sorduk. Doğru yerde durmuşuz. Orada köyü sorduğumuz öğretmen arkadaş o köyden 2 yıl önce ayrılmış. Ayaküstü kısa bilgiler verdi. Derken köye ulaştık. Şoför arabayı lojmana yaklaştırabildiği kadar yaklaştırdı. Arabadan iner inmez şoför hayretler içindeydi, ”Hocam ne burası böyle, sen Cennete düşmüşsün. Her taraf yeşillik içinde.” dedi.  Bende “Bizim buralarda her taraf böyledir. Biz yeşilliğe orada hasrettik. Bak burada kavuştuk” dedim. Gençler gelip eşyalarımızın taşınmasına yardım ettiler. Eşyaları lojmana taşıyıp bıraktık. Ben araçla beraber Çarşambaya geçtim, onları uğurlayıp memlekete daha doğrusu henüz sekiz günlük kızımı görmeye gittim. 
Kısa bir dinlenmeden sonra göreve başladım. Tek derslikli beş sınıflı tipik bir birleştirilmiş sınıflı ilkokul. 1967 yılında hizmete açılmış olmasına rağmen köyde pek okuyan çıkmamış. Okuyanlarda ya ortaokul, ya da lisede okuyorlar. Henüz üniversitede okuyan veya mezun olan yok. En çok buna şaşırdım ve üzüldüm. Bir öğrenci sabah evinden kalkıp Samsunda üniversiteye gidip akşam tekrar evine gelinebilecek bir konuma sahip yerde. Bu fırsat neden değerlendirilmemiş, neden okumaya önem verilmemiş ilk bakışta anlamak mümkün değil. Aradan zaman geçince sebebini öğrendik. 
Okulun fiziki durumuna baktığımızda bakıma ihtiyacı var ve elden geçmesi gerekiyordu. Beş yıldan beri boyanmamış, is kir içinde kalmış. Öğrencilerin durumları da okul gibiydi. Öğrenci seviyeleri bir hayli düşüktü. Evet, beş sınıflı bir okul ama çevre köylerde bir sürü okumuş meslek sahibi olmuş insan var. Bu köyde fazla okuyanın olmaması dikkatimi çekti. Dayanamadım ve bu durumu sorguladım. Geçimleri tarım ve hayvancılıkla sağlıyorlardı. Köylülerle yaptığım sohbetlerde gördüm ki “okuyup ta ne olacak nasıl olsa yapacak çok iş var” diyorlardı. Bu düşünceyi kabullenmek mümkün değildi. Bunu kırmak lazımdı ama nasıl olmalıydı. Belli ki köyde insan yetişmediği için henüz gözleri açılmamıştı. 
İşe önce öğrencilerden başlamak gerekiyordu. Öğrencileri gözlemlediğimde genel durumlarının pek parlak olmadığını gördüm. Ama işlenebilecek zeki öğrenciler vardı. İşe onlardan başlamak gerekiyordu. Bu çocuklardan üniversiteye bir kişi yerleştiğinde gerisi kendiliğinden gelirdi. Aklıma hemen bizim köyün durumu geldi. Ağabeyimin öğretmen okuluna gitmesiyle köyün kaderi değişmişti. Herkesi bir okuma hevesi sarmıştı. İlkokulu bitiren kazanan öğretmen okuluna veya devlet parasız yatılı okuluna gidiyor, buralara yerleşemeyen de ortaokula gidiyordu. Aynı heyecan burada da oluşturulabilirdi, yeter ki bir ilk yaşansın.
Köyü ve çevreyi tanımaya çalışıyordum. Okulun da eksiklikleri çoktu. Toparlamak için de zamana ihtiyaç vardı. Öncelik öğrencilerindi. Mevcut su ile ancak temizlik yapılıyor, içilmiyordu. İlk icraatlarımızdan birisi okul bahçesine yeni bir su kuyu açtırmak oldu. Ben de bir pompa aldım. Böylece içilebilecek bir suyumuz oldu. Sıra okula ve bahçeye çeki düzen vermek gerekiyordu. Ne yapmak istediğimi biliyor bunu da velilerime hissettirmeye çalışıyordum. İlk yıl zorlu geçti. Öğrenciler sınıf düzeyine yaklaşmış, biraz toparlanmışlardı. İşler daha iyi gidiyordu. 
(DEVAMI HAFTAYA)