Bayram vesilesi ile doğduğum topraklara her gittiğimde; bırakıp geldiğim o yerleri bıraktığım haliyle bulamıyorum. Nasıl ki insanlar günden güne değişiyorsa mekânların da değiştiğini görüyor insan.
Eskiler; “Mekânları şereflendiren insanlardır” diye bir söz söylemişler. İnsanın olmadığı her yer bazı şeylerden mahrumdur. Ancak günümüzde insanların olduğu yerler arasında daha mahrum yerlerde olmuyor değil.
Biz yine işe olumlu tarafından bakalım. Ahsen-i takvim üzere yaratılmış olan Âdemoğlu bulundukları yeri şereflendirse de bazen bunun aksi de olabiliyor. Biz vaziyete güzel tarafından bakalım.
Bayramı vesile ederek gittiğim köyümün her tarafını gezmek istedim. Ordu ilinin Perşembe ilçesine ait olan köyüm Sahil Mahalle ve Yukarı Mahalle diye ikiye ayrılır. Baba evim sahilde olduğu için diğer tarafa nadiren uğrardım. Çünkü büyüklerim sahilde yaşıyorlardı.
Ancak bu sefer havaların da iyi olmasını fırsat bilerek Yukarı Mahalle denilen yeri de ziyaret etmek istedim. Vakit akşamdı. Köyün yaşlılarından bazılarını görüp hal hatır sormak istedim. Ancak mahalleye vardığımda daha önce olmayan bazı binaların varlığını gördüm.
Yeni binalar yapılmış olmasına rağmen metruk binalar da vardı. Bu vaziyet ülkenin muhtelif yerlerinde görülen bir şey olduğu için üzülsem de şaşırmadım.
Ancak onca binaya rağmen hanelerden ışık sızmıyordu. Durulmayan bu binalar niye yapılmıştı? Hele de bayram günlerinde boş kalacaktı da niye yapılmıştı. Mekânı bekleyen boş binaların kime ne faydası vardı?
Mahallenin ortasından geçerken sahipsiz binalar insana kasvet veriyordu.
Ara sıra sızan ışıklar hayat belirtisine alamet ise de bir mahallenin kahir ekseriyetinin kendi yalnızlığına bürünmesi doğrusu insanın içini sızlatıyordu.
Metruk binalar seneler önce bir hayatın yaşandığı yerlerdi ve şimdi maziye havale olmuştu. Ya yeni yapılan binaların yalnızlığına ne demeli?
Karanlık sokaklarda yürürken içimden “Demek mekânlar da ölüyor” diye geçirdim içimden. Ha var ha yoktu. Çünkü varlığı bir şey hissetmiyordu.
İçime bir hüzün çöktü. Terk edilmiş binalar ile içi boş binalar aynı şey değildi. Biri mazi, diğeri vasıfsız yapılardı. Biri tarih, diğeri tahrifti.
Hüzünlü adımlarla mahalleyi terk ederken içimden “Bir zamanlar maziye bak ne kadar şendik” mısraları geçti. Daha sonra da “Ağlarım yâdıma geldikçe gülüştüklerimiz” mısraı ile son buldu ziyaretim.
Tarifi mümkün olmayan hisler ile terk ettim mahalleyi. Boş duran binalar ile boşaltılmış binaların yarenlik bile etmesi mümkün değildi.
Biri ölmüş, diğeri ölü doğmuş yapılardı. Ancak ölmüş olanın ardında bıraktığı hatıraları vardı. Ya diğerinin?
Bir bayramı daha ardımızda bıraktık. Bakalım daha nelere şahit olacağız?