-Seyahat günlükleri VIII-
Boyabat ardımızda kalınca yine bir yerlere doğru hareket ettiğimizi anlıyoruz. Bütün ilçeleriyle birlikte görmek için yola koyulduğumuz, Kastamonu’nun Hanönü ilçesine doğru hareketimiz başladı. Yani, önümüzde Hanönü var.
Daha Boyabat’ı terk etmeden hafif bir yağmur başlıyor. Şairin “Kara gökler kül rengi bulutlarla kapalı” dediği gibi. Ahali arasında “kapalı” diye tarif edilen bir hava.
Zaman ilerledikçe akşam da yaklaşıyordu. Yollarda insana rastlanmıyordu. Yollarda bizi bilgilendirecek olan tek şey bazı köy girişlerine konulmuş tabelalar. Boyabat ile Hanönü arasında bulunan köy isimleri de ilginç. Alibeyli, Hacıahmetli, Okçumehmetli, imam, imamlı bunlardan birkaçı.
Yol boyu bize hayallerimiz ve yağmur eşlik ediyor. Zaten yolumuz çok kısa. Mavi tabelalar öyle diyor. Nihayet Hanönü diye bilinen ilçenin sınırlarına giriyoruz. Yazılı işaretlere uyarak şehrin girişinden içeri girip bir yerde duruyoruz.
Arabadan inip havayı kokluyoruz önce. Hazreti Pir Şeyh Şaban-ı Veli’den adını almış cami yakınlarında bulunan bir çay ocağında buluyoruz kendimizi. Öyle ya “Vatandaştan almalı haberi.” Hanönü, Şaban-ı Veli Hazretlerinin dünyaya teşrif ettiği yer. Bundan mülhem caminin ismi mübareğin ismini vermişler.
Biraz soluklanıyoruz. Gün içinde alınan yolu düşünürsek istirahat etme vakti yaklaştı. Osmancık’tan başlayan yolculuk Hanönü önlerine kadar sürdü. Bundan sonra sırada Taşköprü var. Gece olmadan oraya yetişmemiz gerekiyor. Osmancık ile Hanönü arası 209 km olan yolu tepmişiz tabiri caizse. Daha 26 km yolumuz var istirahat etmek için.
Hanönü ismini oradaki tarihi handan alıyor. Bazı düzenlemeler yapılmış. Hala ayakta. Eskiden yorgun yolcuları misafir ediyordu şimdi hatıraları ile baş başa kalmış.
Ağaçlar içinde saklı bir şehir. Caddeler ağaçlarla belirlenmiş gibi. Bir açıdan köyün şehirleş hali gibi.
Hanönü ve benzeri şehirlerin köylerini hayal ederim hep. Mütevazı ve mütevekkil insanlar gelir aklıma. Eli kınalı kızlar, beyaz başörtülü nineler, camiye doğru bastonuyla ağır adımlarla yürüyen ihtiyarlar… Bunları hayal ettikçe bir hoş oluyor insanın içi. Kelama ve kaleme sığmayan bir vaziyettir bu.
Köyde yaşayan bu insanların; haftada bir geldikleri ilçeden, köylerine döndükleri zaman anlatacağı çok yol hikâyesi olur. Hanönü merkezi bulundukları köyün çok fevkinde bir yerdir onlara göre. Ancak daha başka ilçe ve il görmüşler tam bir mukayese yapabilirler. Bu ilçenin sınırları dışına çıkmamış kişiler için şehir merkezi ile yaşadıkları yer arasında dağlar kadar fark vardır.
Şehir merkezinde traktörün, köylerde otomobillerin göründüğü şehirlerdendir Hanönü. İlk bakışta bir tarım şehri hissi uyandırır sizde. Şehrin bir yarısını tepeler sınırlamış, diğer yarısında ise “ötelere” selam veriyor.
Binalar ise “Burada müsait bir yer bulduk, temeli öyle kazdık” der gibi gelenlere.
Cami ise her yerde aynı. Çay ocakları da... Uzaktan görünen minareler, mekânın ruhani temsilcisi. Alamet-i farika yani. Kubbesini göremesen de caminin olduğunu anlıyorsunuz şerefesinden. Şerefe minareyi, minare camiye delalet ediyor. Cami ise malum… Geleni kovmuyor dergâhından. Hanönü’ndeki cami, Şaban-ı Veli Hazretlerinin manevi nefesini hissettiriyor haziresinde…
Zamanında istirahat için durulan bu ilçenin mahalle ve caddelerinde kısa bir gezi yapıyoruz. Bazen tarihten sesler duyar gibi oluyoruz ama açıklayamıyoruz. Bazen bir uğultu, bazen de fısıltı gibi duyuluyor bu ses.
Şeyh Şaban- Veli Camii’nde seferi olarak kılınan bir ikindi namazının ardından yol hazırlıklarımız başlıyor. Cami önünde bulunan çay ocağında son yudumumuzu alırken geldiğimiz yerleri düşünürken, gideceğimiz yerleri hayal ediyoruz.
Ve çayımız bitiyor, zamanımız da... Taşköprü istikametine doğru yola çıkıyoruz.