Bugün, 31 Ağustos 2025 Pazar

Zeki ORDU


ORTAKÖY'ÜN YOL ORTASI

ORTAKÖY'ÜN YOL ORTASI


 Mecitözü ilçesinde gözlem ve incelemelerim bitince rotamı Ortaköy ilçesine çevirmiştim. Her yolculuğun kendi içinde bir hikâyesi olduğunu yolculuk yapanlar iyi bilir. Yolculuk sadece bedenlerin bir yerden başka bir yere taşınması değildir. Yolculuklarla birlikte hayaller de taşınır.
Yola çıkmadan önce görüştüğüm vatandaşlardan aldığım bilgilere göre hareket etmiştim. En son bu arada yol boyu da rastladığım bazı kişilerden bilgiler alıyordum. Hatta birbirine benzemeyen tarifler bile oluyordu.
Ben Mecitözü'nün İbek Köyüne ulaşmıştım. Orada bulunan kişilere Ortaköy ilçesini sorduğumda bana “Az ileriden sola dön, köprüyü geçince hiç sağa ve sola dönme yoluna devam et. Sonunda gideceğin yere varırsın” tarifi üzerine solumda olan ilk aradan döndüm.
Çok geçmeden bahsi geçen köprüye vardım. Köprünün bitişinde yol üçe ayrılıyordu. Sağa ve sola giden yollar daha “yol” gibiydi. Anca tarif eden vatandaşın “Sakın sağa ve sola sapma, devam et” ikazına uyarak devam ettim.
Çok geçmeden “stabilize” diye tanımlanan bir yola ulaştım. Yoldaki çakılların otomobile sıçrama seslerini duyuyordum. Ve belli süre sonra devamlı yokuş çıktığımı fark ettim. Daha önce bir vatandaşın “Kestirme diye sana yokuş bir yol tarif ederler. O yol bir dağın üzerinden geçiyor. Sen oraları bilemezsin. Oradan değil de Çorum üzerinden git” demesi aklıma geldi.
Etraf gittikçe tenhalaşıyordu.  Yoldan ne gelen vardı ne giden. Yol güzergâhında bir yapı olmadığı gibi insan da yoktu. Tuhaf bir ıssızlık vardı. Bir ara geri dönmeyi düşünsem de belki yolun mühim bir kısmını geçmiş olabilirim diye düşündüm. Bazı fikirler içimde hem cirit atıyor, hem de birbirleriyle çelişiyordu.
Ben sağı solu ağaçlı olan yollardan güz mevsiminin de verdiği kendine has hüzünle yola devam ediyordu. Bazen ağaçlar arasında uzaklardaki bir tepenin zirvesini görüyor; üzerinde hiçbir bitkinin olmadığı bu ıssız tepeler bile bana yakınlık ve güven hissi veriyordu. 
Gidiyordum…
Ne kadar yol gittim bilmiyorum ama birden sol tarafımda ağaçlar ortadan kalktı. Uzun bir boşluk ve güven verip vermediği tartışılan mesafeler göründü. Tepeler ya ardı ardına sıralanmış, ya da askeri nizam yan yana…
Böyle bir vaziyette çok kısa süre daha gittikten sonra bu sefer yokuş aşağı bir yolda seyahat ediyordum. Belli ki zirveye çıkmış artık “Öte yüze” dönmüştüm. Bu “Öte yüze dönme” fikri bile beni rahatlattı. Öyle ya bir süre sonra bir düzlüğe ulaşacağım demekti.
Bir miktar da öyle gittikten sonra çok uzaklardan bordu renkli kiremitli yapılar görünüyordu. Yaklaştıkça bir mahalle veya köyün yakınlarından geçeceğimi anladım. Artık sağımda ve solumda bulunan boşluk içimde bir ferahlığa dönüştü ve tek tük evler geçmeye başladım.
Nihayet bir mahalleden geçiyordum. Hayvan otlatan kişiler, yük taşıyan insanlar, evlerinin önünde çalışanlar vs…
İşi olmayan birine gideceğim yolu sormaya karar verdim. Yol boyu benimle ters istikamette ağır ağır yürüyen birinin yanında durdum ve ona “Ortaköy'e gideceğim yolum doğru mu” diye sordum. Soru sorduğum vatandaş muhatabının yabancı olduğunu anlamış olmanın tavırları içinde bana “Doğru yoldasın. Bir süre sonra otobana çıkacaksın. O zaman sağa dön. Yol seni dediğin yere götürü” dedi.
Otobana indiğimde sağa döndüm ve yoluma devam ettim. Çok kısa zaman sonra bir okulun önünden geçiyordum. Kendimi yuvamda sandım bir an. Hemen müsait bir yerde durdum ve okula uğradım. Okulun bahçesinde bayan bir öğretmen nezaretinde öğrenciler vardı. Belli ki Beden Eğitimi dersi yapılıyor. Ben bahçenin en sağında ve en solunda bulunan öğrencilerin diğer yanından geçerek derse mani olmak istemedim. Çünkü en uçta bulunan bu iki öğrencinin arası o ders için sınıf demekti.
Genç bir öğretmendi ve benim hem misafir hem de öğretmen olduğumu anlayınca son derece misafirperver davrandı. Daha yanına yaklaşmadan teneffüs zili çalmıştı. Bana önce çay ikramında bulundu. Sonra müdürü ile tanıştırdı. Gideceğim yere 5 km kalmış olduğunu öğrendim. O öğretmene bir kitabımı imzalı olarak hediye ederek oradan ayrıldım.
Aradan beş dakika geçmeden Ortaköy ilçesine varmıştım. Bu arada o okul müdürünün verdiği telefon meğer kullanılmıyormuş. Sehven yanlış yaptıysa bilmem ama kullanılmayan bir telefon niye birine verilir anlamadım. Vardır bir bildiği…