Bugün, 30 Ağustos 2025 Cumartesi

B.Rahmi ÖZEN


PAYAS SENFONİSİ ve SANAT ÖDÜLLERİ 4

PAYAS SENFONİSİ ve SANAT ÖDÜLLERİ 4


 Görklü düşler beşiği, kutlu lâfızsın Payas 
Bir nevrûze masalı, ay'la yıldızsın Payas 
                                               Yaşar Bayar

Amanos Dağları, Payas'ın tacı, tarihî mimarisiyse gerdanlığı gibi. 
Çeşitli milletlerin kültür ve eserlerini yaşatan şehirler ne kadar şanslı. Biz bugün değerli şair ve yazar arkadaşlarımızla tarihi çarşısı, kalesi, kulesi, hanı-hamamı, imareti, kervansarayı olan bir şehrin yüreğindeyiz.  Hayatın ruhuna sinmiş nükte, kinaye, mecaz, ağıt, destan ve ortaklaşa yaratılmış asırlık ezgileri hafızasında taşıyan şehrin bize anlatacak çok şeyi var. Herkesten her şeyi öğrenmiş, kimseye bir kelime etmemiş, kendini Çukurova'nın en ücra köşesine saklamış bir şehir olarak tarih boyu ayakta durmayı becermiş Payas. Hakikate sığınmış, hakkaniyete bağlanmış, mutlu bir şehir güzelliğinde mütevazı ve dimdik. Tarihinin renkli bir tablosu bize Osmanlı Sultanı IV. Murat'ın ünlü Bağdat Seferini hatırlatıyor.  Osmanlının bu başarılı seferinde tüm lojistik ikmalini buradan yaptığını anımsarken Kayıkçı Kul Mustafa'nın 'Genç Osman' şiiri kulağımızda tınlıyor; 'Bağdat'ın kapısın genç Osman açtı / Düşmanın cümlesi önünden kaçtı / Kelle koltukta üç gün savaştı / Allah Allah deyip geçti Genç Osman' … 
Payas; denizi, şelalesi, dağları, yaylaları, mağaraları, güneşi ve insanıyla uyumlu bir bütünleşme içinde. Yerli halkı, özünü korumuş, yüreğini konuklarına toprak eylemiş, doğaya ve tarihe olan sevdasını canlı bir resim gibi Payas Ovasının gerdanına nakşetmiş. Hiçbir gün mesnetsizliğin fırtınalarına, ihanetin bıçaklarına yenilmemiş Payas. Her kültürün bin bir çiçeğinin özündeki nektarını sinesinde eritmiş ve kendisi olmuş.  Güler yüzlü şehrin gönül peteğinden sızan çok muhteşem sevgi balı, gönüllerimizi tatlandırdı.  Kaç kez istila edilmiş, kaç kez yağmalanmış, kaç kez yakılıp yapılmış. Buna rağmen her kültür ve medeniyetin nişanesiyle Türk kültürünün önceki medeniyetlerle iç içe haşrolduğu bir şehir olmanın hüviyetinde. Her şehir bir medeniyet doğurur, her medeniyet bir şehri inşa eder ve besler. Payas, böyle bir terkibin altın yüreği olarak önümüzde muhteşem bir tablo. Anadolu'yu Suriye ve Ortodoğu'ya bağlayan en kullanışlı yol güzergâhı üzerinde olmasıyla tarih boyu stratejik bir önem taşımış, namlı savaşlara sahne olmuş. Pers Kralı Dara ile Helenizm'i dünyaya hâkim kılmak isteyen Makedonya Kralı Büyük İskender arasındaki savaşın tanığı olmuş Payas. Büyük İskender, Dara'yı ve ailesini hazineleriyle birlikte burada teslim alırken büyük acılar yaşamış. Payas, zamanın en büyük devleti Bizans İmparatoru Heraklius ile İran Kralı II. Hüsrev'in savaşına da tanık olmuş. Bu demleri hatırlayınca şehrin tarihi dokusuna ve bakir doğasına doğru yürümek gönlümüzde bir heves oluyor. Bu hevesle tarihin izlerini sürerek yürüyoruz Payas Kalesine. Kaleyi inşa için yapılan emeği ve Amanos Dağlarının eteklerindeki ovaya oturtulmuş ihtişamını görürünce, şairin;  'Dadaloğlu'm yoktur sözüm hilesi/ Hangi tarihtedir bunun çilesi/ Ayaş, Payas, Misis, Tumlu Kalesi/ Beş Kaleye hükmedenler nic'oldu?' Dizelerini anımsayıp bu mekânlardaki yaşanmışlıkları, acıları, övünçleri, sevinç ve sevdaları düşünüp Sultanların kalp atışlarını dinliyoruz. Tüm faniler gibi bedenen görülmüyorlardı ama öykülerini dinleyince nefeslerini duyuyor gibiydik. Her dönemecin sonunda bizi bir sevgili bekliyormuş gibi bütün kıvrımlarını dolaşıyoruz şehrin. Kördüğümünü çözeceğiz sanki. Başımızı kaldırıp yücelerine doğru baktığımızda yılın dört mevsimi, Amanosların doruklarında sarmaş dolaş.. Bir plakçı dükkânından şehre yakışan türküler vururken kulağımıza Akdeniz'den esip yüzümüzü okşayan ılık bir rüzgârla tanışıyoruz.  Öpmek istiyoruz ama Edip Cansever'in dediği gibi öpemiyoruz rüzgârını; 'Öpülmez ki denizlerin rüzgârı kolay kolay öpülmez ki/ bir uçar, bir de durur kadınlar gibi.'  İçimdeki bir ses bana; 'Derin bir medeniyetin, billur bir suyun, ılık bir meltemin ve yanık türkülerin kol gezdiği aşk tazeliğinde bir şehrin yüreğindesin!' diyor. Bu sesle biz de şair ve yazar dostlarımızla Payas'ın yüreğinde yaşamış şehzadeler gibiyiz. Payaslı Şair İlyas'ın; 'Tutuşturur sevda yangınımı/ Zarifçe bir bakışın/ Sen çemberimde gül oyam/ Kalbimdeki nakışım.' Dediği gibi onca yaşına rağmen binlerce yıllık yaşanmışlığın büyülü nakışlarını takınmış Payas. Onca medeniyeti, kültürü koynunda saklayan nazlı bir gelin kız edasıyla karşılıyor bizi. Bu kente gelinceye dek gezip gördüğüm Anadolu şehirleri gözümde farklı renklerin mayasıydı. Gönül aynamda Erzurum ve Sivas beyaz, Zonguldak kömür karası, Mardin sarı, Bursa yeşil ve İstanbul renkler armonisi. 'Peki, ne yapayım söz renk ve Payas olunca?' diye düşündüm. 'Payas'ı hangi renge layık göreyim anı defterinde,' dedim. Çünkü Payas'ta renkler birbiriyle yarışa girmiş.  Bu demde benim gönlüm yeşili, maviyi ve sarıyı birbirinden ayıramıyor. “Ya izinki?” diye soruyorum, şair arkadaşlarıma .“Portakal sarısı…” diyorlar. 
Büyük isabet.