Gazeteden refikimiz emekli Öğretmen- Yazar Zeki Ordu; Üstadımız Evliya Çelebi'yi örnek almış olmalı ki, Karadeniz'in bütün il ve ilçelerini geziyor. 17 Temmuz itibariyle Giresun'un, Dereli'den başlayarak güney ilçelerini gezmeye çıktı. Üç günde gezisini tamamladığını haber aldım.
Şimdiye kadar uğradığı her ilçe ile ilgili 1-2 köşe yazısı çıkardı. Gerek bu tür seyahatleri ve gerekse onlardan yazı konusu çıkarması takdire değer.
Biz de seyahat ediyoruz. Terme'den samsun'a gidiyor, Samsun'dan Terme'ye dönüyoruz. Bu seyahat listesinde bir il ve iki ilçe var. Biz neden bu seyahatlerden bir yazı çıkarmayalım?
Termeli Akademisyen- Yazar Hüseyin Özbay, 'Denemeden olmaz' demiş.
Buyurun öyleyse…
14 Temmuz Cuma sabahı Terme'ye gelmek üzere Samsun Duruşehir'den kendi aracımla yola çıktım. Arabada yalnızım, yani özgürüm.
Her zaman uygun fiyata mazot aldığım istasyona uğradım. Sekiz gün öncesine göre mazota dört liradan fazla zam gelmiş. Yanlış anlaşılmasın; altı liralık ÖTV zammı bunun dışındadır. Son on beş gün içinde mazota ne kadar zam geldiğini artık siz hesaplayabilirsiniz.
Ayvacık sapağından Çarşamba'ya girdim. Çarşamba Emniyet Müdürü, Terme İmam Hatip Lisesi'nden öğrencimiz Barik Çiçek'i ziyaret edecektim. Emniyet Müdürlüğüne gelince nizamiyedeki polis memuru, “Kim geldi diyelim?” dedi. “Bir şey söyleme. Ben onun öğretmeniyim. Bakalım beni hatırlayacak mı?” dedim.
Aradan hayli zaman geçmişti. Öğrencimizle 1985 yılından beri görüştüğümüzü sanmıyorum. Hatırlamasa da bir şey diyemezdim.
Müdürlük özel kaleminde kimse yoktu. Tam müdür odasına yönelmiştim ki, Müdür Bey kapıda göründü. Anladım ki polis memuru bana verdiği sözü tutmamış, benim geldiğimi müdürüne haber vermiş.
Memura da bir diyeceğim yoktur; o da emir kulu. Nereden belli benim müdürün öğretmeni olduğum? Alnımızda 'Müdürün öğretmeni' yazmıyor ki. Kötü niyetli birisi de olabilirdim. Memur görevini yapmış.
Emniyet Müdürü öğrencimiz beni iyi karşıladı. İkramlarda bulundu. Hayli sohbet ettik. Çeşitli konulara değindik. Bir öğrencimizi, Çarşamba gibi büyük bir ilçenin asayiş ve güvenliğinden sorumlu bir makamda görmek beni mutlu etti, gururlandım. Kendisine başarılar diliyorum, yolu açık olsun.
Çarşamba'nın yönetim makamında bir başka öğrencimiz daha vardı; Çarşamba Müftüsü. Görüşmek kısmet değilmiş. Hac görevi için gittiği kutsal topraklardan bir gün sonra dönecekmiş. İnşallah bir gün onu ziyaret etmek de nasip olur.
Belediye binası yakınında bir kamu kurumunda 15-20 dakikalık bir işim vardı. Giderken, “Acaba yakınlarda arabamı bırakacak bir yer var mıdır?” endişesini taşıyordum.
Biliyorsunuz; Türkiye'nin hangi iline, hangi ilçesine gitseniz araç park etmek bir sorundur. Aslında caddelerde yer vardır da bilinçli(!) esnaf tarafından, “Dükkânımın önü kapanıyor” anlamsız gerekçesi ile işgal edilmiştir. İşgal silahları hunidir, tabeladır, dubadır, kovadır vs.
Önünde, özel yaptırılmış iki duba bulunan işyeri sahibi gencin yüzü bana iyi göründü. 10-15 dakikalığına arabamı bırakmak için ricada bulundum. Anlayışlı davrandı, “Tabii, olur” dedi. Dubaları kenara aldı.
Ben de onun bu iyi niyetini suiistimal etmedim. Yirmi dakika içinde arabamı aldım.
Sırada Göğceli Mezarlığı vardı.
Orada bir yakınım mı vardı? Hayır.
Aslında kan bağı olmasa da orada yatanlar din kardeşimizdi.
“Terme'yi Yurt Edinenler” çalışması sırasında görüştüğüm, vaktiyle Çarşamba'da yaşamış Alucralı bir ailenin evlâdı, “Göğceli Mezarlığında yatan 500'den fazla Alucralı var” demişti. Mezarlığa uğramamın sebebi bu idi.
O güne ait anlatacaklarım bitmedi ama sütunumuzun sonuna geldik.
İyi haftalar diliyorum.