Mütevazı bir memleket köşesi olan Kargı'dan yola çıkıldıktan sonra Anadolu'nun bağrına doğru ilerlemeye başladık. Vakit öğleyi geçmişti. Havanın kapalı olmasından dolayı zamanı güneşe göre değil de saat yardımıyla anlıyorduk. Gün dediğin nedir ki? Güneş doğunca başlar, güneşin batımıyla son bulur. Gece; hayallerin, hatıraların ve dinlenmenin vaktidir…
Ünye'den yola çıkışımızın ikinci gününü de devirmiştik. Sanki dönüşü olmayan bir seferin tam ortasındaydık. Bazen bulunduğumuz yerler bir tepenin zirvesinde oluyordu. İşte o anlarda çok uzaklardan bazı mahalleler veya köylerin varlığına şahit oluyorduk.
En çok dikkat çeken yapılar tepelerin bir yerinde tek başına duran evlerdi. Siz ister diğer köylerin aralarından kovulmuş, ister onlardan ayrılmış değin. Ancak tek başlarına oldukları bir hakikat. Sanki münzevi bir hayatı yaşar gibiydiler. Bunlar Karadeniz'in alışılmış manzaralarındandı.
Ara sıra durup manzaranın o muhteşem görüntüsünü kayda geçiriyoruz. Dağların yamacına kurulmuş haneler birbirinin kopyası gibi görünse de aralarındaki mesafe kolay yürünecek gibi değildi. Belki uzun günlerde, saatler alan yürüme sonunda birbiriyle hasbihal eden dostlar vardı. Telefonlar ise bu ayrılığı ne kadar yakın edebiliyordu tartışılır.
Bazen geçtiğimiz yerlerin mülki idare olarak nereye bağlı olduğunu bilmiyorduk. Etrafta ne bir tabela ne bir iz vardı. Bilinen tek şey oralarda bir hayatın olmasıydı.
Kargı ile Saraydüzü arasında bulunan 54 km yol en fazla bir saatte alınabilecekken; durup, kalkıp fotoğraf çektiğimizden bir buçuk saati aşan bir zaman diliminde Saraydüzü önlerine vasıl olabildik. Bu süre içinde kurulan hayaller, mekânların fevkinde oluyordu.
Ve Saraydüzü ilçesine ait tabelalar, bize ulaşacağımız ilk yerleşim yerini tarif ediyordu. Saraydüzü'ne daha önce sahilden girip; Dikmen, Durağan üzerinden varmıştım. İlk gördüğümde çok şaşırmıştım. Hele Saraydüzü hükümet Konağı yazılı tabelanın yanlış yere yazıldığını sanmıştım. Zamanla durumu kavradım. Burası bir ilçeydi ve ilçeye ait en temsili şey se Hükümet Konağı olmalıydı. Burada yani böyle bir coğrafyada şehir ancak bu kadar olabilirdi.
Saraydüzü'ne ulaştığımda günlerden pazardı. Tatil bir günde resmi dairelerin de kapalı olması daha az kişiyle temas edilmesi demekti. Zaten yolcuydum ve daha önce de gelmiş olduğum bu ilçeyi en azından biraz daha adımlayayım diye düşündüm. Sokakta birkaç kişi vardı. Onlar da öylesine geziniyor gibiydiler. Toplumların genel olarak sosyolojik yapısını da düşünürsek; mevzuat gereği Polis Karakolu açıktı olmalıydı. Zaten karakol önünde bazı hareketlenmeler oluyordu. En azından bir muhatabımızın olacağını düşünerek biraz daha emin olduk.
Daha önce de bahsettiğim gibi buraya daha önce Durağan üzerinden gelmiştim. Giderken Durağan'a uğramadan, Boyabat üzerinden Kastamonu'nun ilçelerini dolaşacaktım. Vakit gittikçe akşama yaklaşıyordu. Bu durumda Durağan'a uğramadan Boyabat'a nasıl gidileceğini öğrenmek gerekiyordu.
Saraydüzü'nden yola çıkmadan resmi adı “Merkez Camii Kebir Camii” olan mabedi önce dışından inceledim. Aslında seyrettim desem daha doğru. Biraz farklı açılardan fotoğrafını çektim. Sonra kitabesini okudum. Malûm bu gibi eserlerin çoğunun kitabesinde “Sahibül Hayrat vel Hasenat” şeklindeki ibareler olurdu. “Merkez Camii Kebir Camii” kitabesinde aynı ibare ile başlanmış isim olarak da “Çavuşzade Binbaşı Hasanağa İbn-i Süleymen, İb-i Muhammed, İbn-i İbrahim” yazıyordu. Tarih olarak da “Sene Muharrem ayı 1216” şeklinde bir kayıt vardı.
Yapışıl tarihi bakımından Osmanlı kurulmamıştı…
Madem buralara kadar geldik, camii fiziki olarak inceledik; hazır vakit girmişken öğle namazını seferi hükmünce eda edelim dedik. Öyle ya tâ Ünye'den gelmişiz buralara. Alnımız Saraydüzü'nde de secdeye gitmiş olsun değil mi?
Saraydüzü'nden ayrılmaya karar verince Polis Karakolunun balkonunda bir görevliye ilişti gözüm. Yaklaşıp Boyabat'a nasıl gidileceğini sordum. Bana tafsilatlı olmasına rağmen anlaşılması kolay bir tarif yaptı. Hemen yol koyulduk. Belirli aralıklarla polis memurunun tarif ettiği; bina, işyeri ve coğrafi mekânların yanından geçtik. Sonra Boyabat'a doğru hareket ettik.
Yolumuz ve yazımız devam edecek…