Bugün, 31 Ağustos 2025 Pazar

Zeki ORDU


ŞU TONYA’NIN BAŞINA DEYİLER KONAK YANİ

ŞU TONYA’NIN BAŞINA DEYİLER KONAK YANİ


 Tonya… Karadeniz’in uzağında, bulutlara komşu bir ilçe. Coğrafyanın da vermiş olduğu zorlukları göz önüne alırsak sosyal ve kültürel değişim diğer ilçelere göre farklı seyretmiş. Bu durum sahilin uzağında bulunan bütün ilçeler için geçerlidir bence.
Dış dünyaya olan kapısı televizyon olan yerleşim yerlerinin kendine has kültürü vardır. Asırların getirdiği birikim ve töre ile teknolojinin “direttiği” yenilikler ara bir kültürün teşekkül etmesine sebep olmuş. Dolaysıyla Tonya ve benzeri ilçeler bu yanıyla birbirlerine benzemekte.
Gümüşhane’nin kürtün ilçesi dışında kalan bütün komşuları kendi ilinden. Şalpazarı, Beşikdüzü, Vakfıkebir, Düzköy ve Maçka daimi komşuları. Beşikdüzü ve Vakfıkebir denizle arasına set olmuş. Kürtün ise diğer ile açılan pencere gibi.
Şehir her ne kadar tepelerle çevrili görünüyorsa da insana bir düzlüğün içinde bulunan bir yere üzerine konulmuş gibi geliyor. Çünkü tepelerin bitiği yerde kurulmamış. Tepelerin bulunduğu yer ile şehir arasında hatırı sayılır bir mesafe var.
İlk içine girildiğinde bir sahil şehri hissiyatı uyandırıyor insana. Zamanla anlıyorsunuz denizden ne kadar uzakta olduğunuzu.
Süt fabrikası şehrin en önemli tesisi. Mısır, patates fındığın yanında ilçeye göre önemli yer alıyor. Arıcılık ise mühim bir katkı sunuyor ilçeye. Dört bine yakın kovan olduğu söyleniyor.
Ahşap evler tarihi yapı gibi duruyor ilçede. Zamanla yeni mimarinin etkisine giren ülkeye ayak uydurmaya çalıyor. Faklı dönemleri hatırlatan farklı yapılar var.
Çeltik oyunu oynayan kalmış mıdır bilinmez ama kalaycı ustası bir tane kalmış. Demircilik ise zaman içinde azalacak gibi. Kaç kişi daha beşik kullanıyor bilmesek de hatırı sayılır beşik ustaları varmış. Külek denilen ahşap kap hayvancılık sürdüğünce devam edecek gibi. Bir de silah bakım ve tamir atölyesi bulunurmuş.
Tonya ve silah ayrı bir yazı konusu. Ancak biz şimdi bu konuya girmek istemiyoruz. Süt fabrikasının olması hem hayvancılık ile iştigal eden kişilerin emeklerini koruyor, hem de kırka yakın kişinin ekmek yemesine katkısı oluyor.
Yaylalara giderken sığırlar renkli iplerle örülmüş süs kıyafetleri ile süsleniyor hala.
Taş fırınlar önemini koruyor Tonya’da, zamanla sayıları azalacak olsa bile.
Dün ile yarını aynı anda yaşayan bir ilçe. Yöresel yemekleri hala en çok sevilenlerden. Lahanadan bile on çeşit yemek yapılıyor Tonya’da.
Şehrin ortasında bulunan bir anıtta bir kadın ile bir erkek, başları üzerine konulmuş tereyağı figürü ile ilçenin geleneğini temsil ediyor. Bu anıtın kurnalarından belirli günlerde süt aktığını söylüyor vatandaşlar.
Çok şeye zamana yenik düşüyor veya yenileniyor. Sonra biraz soluklanıyorum Ulu Camii avlusunda bir çay ocağında. Çayın ve muhabbetin tadı aynı her yerde. Ben yalnız başıma içerken çayımı etrafı gözlüyorum. Bana çayı getiren kişi de anlıyor yabancı olduğumu.
Şehrin coğrafyası ilçeyi biraz dağınık gösteriyor. İleriye doğru planlı bir yapılaşma olmazsa tamamen düzensiz görülebilir. Bu arada Ali Ağa Camii önünde Abdullah Çolak adında bir genç ile sohbet ediyorum. Kendisi ile şehir hakkında konuşuyoruz. O da diğer Tonyalılar gibi seviyor ilçesini ve ilini.
Tabii hayalleri var Abdullah’ın. Bulunduğu yerin daha gelişmesini istiyor haklı olarak. Temiz bir delikanlı. Onunla konuşurken kendimi misafir gibi hissetmiyorum.
Tonya’da kalanlar belki yollarını gözlüyor gidenlerin. Bir Tonya Türküsünden alınmış bir mısra ile bitirelim yazıyı. Yazının başlığında olduğu gibi.
“Yarum gitti gelmedi, o bana merak oldi…”