Bugün, 28 Eylül 2024 Cumartesi

Zeki ORDU


TÂAT TÂKATE GÖREDİR

TÂAT TÂKATE GÖREDİR


 Öncelikle tâat ve tâkat kelimeleri üzerinde kısa bir açıklama yapmak lazım. Tâat kelimesi; itaat, boyun eğme, ilahi emirlere uymak, ibadet ve zühd gibi mânâlara gelen bir terimdir.
Tâkat ise hepimizin bildiği; dayanma, güç, katlanma ve derman gibi mânâlara gelen bir kelimdir.
Bu iki kelimeyi bir arada cem eden bir söz vardır. Şöyledir: “Tâat, tâkate göredir.”
Öncelikle şunu belirtmek isterim ki bu başlığın kullanılmasına vesilen olan Seyfi Günaçtı Beye teşekkür ederim. Son zamanlarda “Salı günkü yazılarımda” dilimizde daha önce kullanılan ve zaman içinde terk eden bazı deyimler, sözler, ifadeler vardır. İşte onları bir defa daha hatırlatmak ba'bında bazılarını daha doğrusu unutmadıklarımızı kaleme alıyoruz. 
Bu vaziyeti en yakın bilenler elbette aynı gazetede yazı yazan arkadaşlarım. Tabii gazetede yazmasalar da bile bu tür yazıları yakinen takip edenlerin olduğunu da biliyorum.
Kurban bayramı vesilesiyle bir telefon konuşması esnasında Seyfi Günaçtı Bey bana “Geçenlerde konuşurken bir söz daha aklıma geldi” dedi. Sonra biraz bekledikten sonra bana “Tâkat, tâkate göredir” sözünü nakletti. Bu bir kültürel yardımlaşmaydı ve bu yardımından dolayı kendilerine teşekkür ederim. En azından bir söz için daha iki satır yazı daha yazacaktım.
Tâat ve tâkat…
İnanan insanlar ilahi emirleri yerine getirmek ister. Bir mecburiyet olmadan da bunu yerine getirirler. Ancak bazen şartlar insanı zora sokabilir. Burada fıkıh bilgisi verecek değilim. Ne buna hakkım var ne de haddime.  Ancak her mümin gibi elzem veya zaruri olan kısımları bilmek mecburiyetimiz var. İbadetler bunların başında gelmektedir.
Ancak bazı şartlar aslolan ibadetlerin yapılmasında müşkülat çıkarabilir. Ayağında yara olan birinin abdest alması gibi. Din büyükleri bu hususta bazı fetvalar vererek ibadetlerin kolaylaşmasını sağlar. Tabii mazeret ortadan kalkarsa şartlar da eskisi yani aslı gibi olur.
İşte başlıkta kullandığımız bu söz de böyle bir mânâya gelmektedir. 
Ancak bazı sözler sadece ibadetler için değil; başka şekilde de karşımıza çıkar. Dolayısı ile her zorluk kendine has hususlarla aşılır.  Hayatta o kadar çok zorluklarla karşılaşırız ki onları yapmak için geçer bir sebep ararız. İşte bu gibi durumları anlatan hakikaten veciz bir söz.
Aklıma büyük şair Nedim'in “Tahammül mülkünü yıktın Hülâgu Han mısın kâfir” mısraı geldi. Bazı güçlüklerin bir tahammül sınırı vardır. Şayet o “sınır” aşılırsa insan çok zora girer. Sınırı aşılana kadar bir çözüm aranır. Bulunursa ne alâ. Bulunmaz sa insan hayatı çekilmez bir hal almış olabilir.
Sadece tâat değil birçok şey için de tâkat gerekebilir : “ İstiab haddi.” Bu da “Bir taşıtın taşıyabileceği en fazla yolcu adedi ve yük miktârı.”
Nedimin mısraını hatırlayınca ister istemez bu sözü de hatırlamış oldum.
Yazımın hitamında öncelikle Seyfi Günaçtı'ya teşekkür ederim. Sayesinde bir sözü daha okurlara hatırlatmış olduk. Ayrıca büyük şair Nedim'i de hatırlamış oldu. Kısaca laf lafı açtı, bir araya gelince ortaya böyle bir metin çıktı. 
Zihnimizin istiab haddi hususunda malumatımız yok. Tahammül sınırımızı da bilmiyorum. Ancak bu iki sözden yola çıkarak bu günkü yazıyı da kaleme almış olduk.
Herkese tâkatini aşacak yükümlülüklerle karşılaşmamasını temenni ederim. Tahammül ise apayrı bir şey. Bazen sınır aşılıyor ve sinirlenebiliyoruz.