Güftesi Orhan Arıtan ve bestesi Selahattin Altınbaş’a ait “Hüzzam” makamında şarkının sözleriyle girdik yazıya…
Bir ömrün son demleri nasıl olur? Neresidir? Net olarak bilinmeyen ancak devrin yaş ortalamasına göre yarım asrı devirmiş kişiler için kullanılan bir tabirdir.
Bazıları bu yaş aralığını biraz daha esnek ifade ile “İkinci bahar” olarak söylerler. Ancak ister “Son dem olsun, isterse ikinci bahar” başka bir değişle “Yolun sonu” görünmüştür bir yerde.
Biz bu yazımızda “İkinci bahar veya son dem” kısmını atlayalım da “Neler neler bıraktık” kısmına geçelim.
İnsanoğlu yaşadığı müddetçe ardında çok şey kalır. Ardında kalanlar ikiye ayrılır. Ya eserleri ya da belli bir süre sonra akranlarını terk eden bazı şeyler.
İşte yazımızın başlığı olan “Tornistan” da öyle bir şeydir.
Bundan yarım asır önce ülke daha teknolojinin esiri veya onunla iç içe olmadığı zamanlar daha çok kendisi ile meşguldü. Ülkede en önemli durum geçinebilmekti. Şimdiki gibi lüksümüzün azlığından çok, temel ihtiyaçların yokluğu ile verilen bir mücadele vardı.
Erkekler kıyafet olarak ceket ve pantolon giyerdi. Hemen hemen her gün giyilen bu kıyafetler haliyle çabuk yıpranırdı.
Erkelerin iki takım elbisesi olurdu. Birinin adın “Gündelik” diğerinin ise “Meclislik” olarak bilinirdi. Gündelik olanlar mahalle ve köy içinde giyilir, meclislik olan ise düğünde bayramda veya şehre gidilirken giyilirdi.
Bunun yanında bir de iş kıyafeti vardı ki belli bir modeli yoktu.
Gündelik olan biraz yarı resmi kıyafetti. Kahvede, akşam misafirliklerinde, camide ve buna benzer küçük toplantılarda giyilirdi. Ciddi bir kıyafetti yani. Kişiler, yanındakileri ciddiye aldıklarını ve onlara olan saygılarını göstermek için rastgele giyinmezlerdi. Temiz ve yamasız olmaları kâfiydi.
Meclislik olan elbiseler ise özellikle devlet ricali karşısında giyilen çok hususi kıyafetlerdi.
Yamalı olan kıyafetler ise iş yapılırken giyilirdi ki kullanılabildiği kadar kullanılırdı. Ayıp ve kusur sayılmazdı.
Ancak gündelik olan yamasız elbise çabuk solardı. Rengi solan bu elbise terziye götürülür aynı elbise tersyüz edilir ve kumaş parası vermeden bir süre daha kullanılırdı. İşte bu tersyüz edileme işine “Tornistan” denilirdi.
Şimdi “Kullan at” zamanındayız. Kimse elbiselerin eskimesine müsaade etmiyor. Kısa bir süre sonra insanlar sıkılıyor. Tabiatı ile yapılan her değişiklik, harcanan fazladan para demek oluyor.
Tornistan ardımızda kalan şeylerden. Ne yazık ki bunu günümüz nesline ne izah etmek mümkün, ne de kabul ettirmek. Alfabenin son harfine geldik. Bakalım bir sonraki kuşağın adı ne olacak.
“Ğ” harften sayılıyor mu?