Bugün, 31 Ağustos 2025 Pazar

Selim EROĞLU


ZEYNEP'İN İSYANI

ZEYNEP'İN İSYANI


 Ünlü hikâyecimiz Ömer Seyfettin'in yine kendi kadar ünlü “Kaşağı” hikâyesini bilmeyeniniz yoktur. Ömer Seyfettin deyince ilk akla gelen hikâyedir bu.
   Konusu ise milli olduğu kadar evrenseldir de. Adeta çağlar üstüdür işlenen mevzu.
   Hikâyede yalan konuşmanın, iftira atmanın, ölümcül sonuçlarından bahsedilir. Bu, bir itirafnamedir. Yazar, çocukluğunda işlediği masum bir hatanın yol açtığı felaketin acısını ömür boyunca vicdanında hissetmiştir. Bir nevi yazarak rahatlamış, kendisini ebediyen uykusuz bırakan vicdan azabından kurtulmak istemiştir. Zor bir durumdur birine iftira atmak. İftiraya uğramak felakettir, ondan da beteri iftira atanın bir ömür boyu çekeceği vicdan azabı.
   Ömer Seyfettin on yaşlarındadır. Kendisinden iki yaş küçük Hasan adında bir kardeşi vardır. Aralarında hiçbir sorun yoktur. Gayet iyi anlaşmaktadırlar. Babaları askerdir, çocukların eğitimiyle, terbiyesiyle, ahlakıyla yakından ilgilenmektedir ve aşırı disiplinlidir. Disiplin anlayışında korku, sevgiden önde gelmektedir. Yanlışa, yalana, iftiraya asla tahammülü yoktur. Bazen aşırı hiddet, hikmeti yok etmektedir.
   Ailenin hiçbir ekonomik kaygısı, dünyevi bir endişesi yoktur. Bir çiftlikte yaşamaktadırlar, bir sürü atları ve bu atlarla ilgilenen bakıcıları vardır.
   Ömer ve kardeşi Hasan bakıcıları Dadaruh'un yanında atlarla ilgilenmekten hoşlanmaktadırlar. Dadaruh, onları at bakımı hususunda da hayata hazırlamaktadır.
   Atların en önemli bakım aracı hikâyeye adını veren 'kaşağı'dır. Küçük Ömer, bir gün gizlice kaşağıyı alarak atları kendi başına tımar etmeye yeltenir. Atların canı yanmış olmalı ki huysuzlanırlar. Ömer kabahatin kaşağıda olduğuna hükmeder. Kaşağıyı kendince tamir eder. Netice alamayınca öfkeden kaşağıyı kırar ve kuytu bir yere atar. Babası çiftlikte gezerken o kuytu köşede, kırılmış, harap olmuş kaşağıyı görür. Çok hiddetlenir. Ömer'i çağırır, “bu kaşağıyı kim kırdı” diye sorar. Babasından korkan Ömer, hemencecik orada “Hasan kırdı” der. Babası Hasan'a “kaşağıyı niye kırdın” diye öfkeyle sorar. Küçük Hasan her ne kadar ben kırmadım dese de, inandıramaz. Suç Hasan'ın üzerinde kalır. Babası Hasan'a bir yıl evden çıkmama cezası verir. Ceza harfiyen uygulanır.
   Hasan, haksız cezanın verdiği sıkıntıyla kuşpalazı hastalığına yakalanır. Hastalığına çare bulamazlar. Bütün bunlara sebep olan Ömer suçunu itiraf etmeye karar verir. Yarın her şeyi itiraf edecek ve vicdan azabından kurtulacaktır lakin artık çok geçtir.  Zira o gece Hasan ölür. Suçunu bu dünyada kardeşi Hasan'a itiraf edemeyen Ömer, kaşağı hikâyesini yazarak güya vicdanen rahatlar. Belki de benim düştüğüm hataya siz düşmeyin demek istemiştir. Kim bilir?
   Kaşağı'nın filmi de yapılmış. Filmi, konumuz gereği 12 A sınıfında seyrettik. Öğrencilerin çoğu Hasan'ın ölümü karşısında gözyaşlarını tutamadı. Sıra geldi filmin sonunda değerlendirme yapmaya.
   Zeynep Ecrin Demir, söz alarak, iki gözü iki çeşme “Hocam, Ömer Seyfettin'den nefret ediyorum. Masum kardeşine iftira attı ve onun yok yere ölümüne sebep oldu. Ben onun değerli bir yazar olduğunu sanıyordum. Katilden ne farkı var. Bir daha Ömer Seyfettin'in hikâyelerini okumayacağım ve de okutmayacağım” demesin mi?
   Doğrusu böyle keskin bir yorum beklemiyordum. Söylenenler karşısında benim kadar sınıf da şaşkındı. Filmi izlerken muradımız bu değildi. Zaten Ömer Seyfettin de Kaşağı'yı bunun için yazmamıştı. Benim düştüğüm hataya siz de düşmeyin diye yazmıştı.
   Birçok hafifletici sebep ileri sürdüysem de Zeynep'i sakinleştiremedim ve gözyaşlarına mani olamadım. 
   Zeynep'in iki kardeşi varmış ve “onlara asla böyle bir şey yapmam” diye feveran etti.
   Bu bile Kaşağı'nın yazılış amacına hizmet sayılır.
   Size soruyorum Zeynep haksız mı?