Âh karanfil!
Öğretmenleri en güzel anlatan çiçek karanfildi belki de. Onlar da öğretmenler gibi yalancı baharların şımarık güllerinin gölgesinde kalmaz mıydı hep? Hâlbuki ne ağırbaşlı ne asil çiçektir onlar. Belki de bu yüzden kendilerini ön plana çıkarmayı hiç mi hiç sevmezler.
Kırmızıları asaleti, gururu ifade ederken beyazlar masumiyeti ve saflığı anlatır bize. Ama talihsizdir karanfiller. Baharın her günü güllerle savaşmakla geçer ömürleri. Yorgun düşer ve savaşı kaybederler çoğu zaman. Çünkü herkes güllerin tarafındadır. Karanfil, gurbette sılayı özleyen bir Anadolu delikanlısıdır.
İnsanlar önce güllere bakar. Çünkü güllerin albenisi insanların gözlerini büyüler, onlardan başka bir çiçeği görmek istemez hiç kimse. Hâlbuki güller baharın en tehlikeli çiçekleridir. İnsanları peşinden koşturup uçurumun başına getirince bir tekmede çok kolay atabilirler.
Güllerin yaprakları çok çabuk dökülür. Yapraklar dökülünce ortada güzellik adına bir şey kalmaz. Belki de yapraklar, insanların onlara yüklediği hayallerin ağırlığına dayanamaz da dökülür.
Güller masum mudur gerçekten?
Bülbülün canını yakan, yapraklarını onun kanıyla kirleten, rengini onun kanından çalan gül değil midir?
Âh karanfil!
Onun kırmızılığı asaletindendir. Yaprakları solsa bile çok kolay dökülmez. O solgun haliyle de bir başka güzeldir. Sonbaharın ağırlığını taşır üzerinde. Hem o en güzel yerlerde, kitapların arasında, saklanır yıllarca.
Güllerin yalnız bırakıp kaçtığı bir zamanda insanları son yolculuğuna uğurlayan yine karanfiller değil midir? Çelenkleri onlar süsler, tabutların üstünde insanlara son yolculuğunda yoldaş olan yine onlardır.