Görklü düşler beşiği, kutlu lâfızsın Payas
Bir nevrûze masalı, ay'la yıldızsın Payas
Yaşar Bayar
Hac yolu güzergâhında olması nedeniyle Osmanlı, Payas'a çok önem vermiş. Osmanlı, 1567 yılında eski kaleyi yerinden sökmüş, bugünkü kaleyi inşa etmiş. Payas Kalesi, Kervansarayı ve Limanı uzun süre önemini korumuş.
Ve Belediye oluşunun onuncu yılını kutlamak için dünden bugüne Payas'ı anlatan, içeriği, konusu, tematiği Payas olacak dev bir projeye imza atıyor Payas Belediye Başkanı Bekir Altan. Onuncu yılına yakışacak şekilde Ülkenin bütün sanatçılarının, öykücülerinin ve şairlerinin katılacağı bir yarışma düzenliyor. Fotoğraflarda, Öykülerde, Şiirlerde Payas'ı ve Payas'ın ruhunu görmek herkesin hakkıdır diye yola çıkıyor. Ve bir hayalin bu noktalara kadar geleceğini tahminle gerekli her şeyi plan ve programa alarak ilgililere direktifini veriyor.
Yarışma, şairlerin, öykücülerin, fotoğraf sanatçılarının, görsel ve yazılı basının ve halkın dimağında büyük bir yankı uyandırıyor. TV kanallarında, sosyal medyada, yerel ve ulusal basında yer alışıyla diğer il ve ilçelere örnek oluyor Payas. Tüm Türkiye çapında sanatın, duygunun, hayalin kıpır kıpır kıpırdadığı bir yarışmaya bir yıl öncesinden imza atılıyor.
'Dili olsa da konuşsa…' derler ya hani? Bu yarışmayla öykülerin, şiirlerin ve fotoğrafların diliyle konuşmaya başlatılıyor Payas. Yarışma sayesinde Payas'ın konuşan çehresini, ruhunu ve dilini bütün memleket duyuyor, görüyor, biliyor. Tarih ve narenciye kokan bir küçük ilçe hüviyetindeki Payas, bu yarışma ile binlerce insanın kaleminde dil oluyor, hiç görmemiş olanların dahi kaleminden dökülürken hayal oluyor, ümit oluyor, şiir oluyor, öykülerde hak ettiği yerini alıyor.
Payas'ı geziyoruz.
Payas'ı gezerken bir rüya kasrının bahçesinde iklim iklim ve bucak bucak; atalarımızın ok ıslığı ve atlarının nal sesi vuruyor kulaklarımıza. Baştanbaşa bir tarih ve sanat kokusuna portakal ve limon kokusu karışıyor. Taşı kitap eylemiş her eseri yeri göğü kıskandırmakta.. Hayallerimizi gerip gözlerimizin hayran kaldığı bu topraklara Payas'ın taş taş konduruluş demini yaşıyoruz. O çağları düşündükçe (damarımızdaki kan misal) ata mirasımız ruhumuzda dolaşıyor sanki. Onca tarih kokusu içinde şehrin ufku, telli duvaklı bir mürüvvet busesi arz ediyor bize…
1355 yaşındaki kadim Zeytin Ağacı'nın döktüğü yapraklarda Sokullu Mehmet Paşa'nın tunç yüzünü seyre dalıyoruz. Burada Mimar Koca Sinan'ın dehasıyla bir hangâh çiçeklendirilip muhteşem bir Külliye yeşertilmiş.
Güvercinler, tarihi eserlerin pervazında hu hularla dönerken Payas Kalesi'nin taş kasnaklarında geçmiş zamanın inlediğini duyuyoruz. Liman'a sihirli bir ışık tutmuş gibi önümüzdeki Deliçay. Sularıyla hareli Gökgöl'ün ağlayan bir bulut gibi hâlâ cenk etiğini hayal ediyoruz. Çağsak'tan uçan kuşlar buselik ezgileriyle zamanı donduruyor. Cin Kule'sinde uçuk bir rüyaya dalmış gibi poz vermeye duruyorlar önümüzde. Bu tablo, bize karşı bir resmigeçit ve güvercinlerin şölen demi olmalı diye düşünüyoruz. Binlerce bengi kanat sesiyle Damlataş'tan kalkıyor gümüş bir ay gibi süzülüyor güvercinler üstümüzde. Bana göre bize bir hoş geldiniz demi yaşatıyorlar bu hareketleriyle.
İpek Yolu Köprüsü, bir eprimiş gök-bulut sanki. Asya'dan Akdeniz'e safran, zencefil, tarçın vecd içinde bu imaretin üstünden seyrüsefer eylemiş nice bir dem. Gönlündeki kutlu hedefi gerçekleştirmek için nice bir alp-eren, pusatlı nice bir dervişân geçmiş bu köprüden. 'Ruhları şâd ola,' diyoruz.
Görüyoruz ki; Barbaros Hayrettin Paşa, topraklarına esenlik müjdelemiş ve Mimar Koca Sinan seherlerde kâküle takılan bir gül eylemiş Payas'ı. Rahmetle anmak boynumuzun borcu oluyor. Karşımıza dikilen Amanos Dağları, ipek bir tül örtünmüş bakir doğasıyla.
Müjgan gölgesinden uçarken suzidil renk ve ışıklar; misküamber olmuş Payas'a narenciye bahçelerinden kopup gelen rayihalar. Geceleri sularının cemalinden gözlere yansırken yakamozlar; Amanoslar kızıl yakut ufuklarda karayemiş yüklenmişler. Her seher dağların doruklarından kopan evliyaullahın dualı şavkı düşüyor şehrin üstüne. Bir ıtır buhurdanı, kudret narı sanki Payas'ta aldığımız nefes. Üstüne ağan gökçe bulutlarla Leyla yüzlü bir inci habbesi sanki kara toprak üstünde… Ve Payas'ı, bu ülkenin ulu kapısı, şah damarı olarak nitelendiriyoruz topluca…
Taşı eksen can oluyor Payas'ın mümbit topraklarında.
Öyleyse izin ver de öpeyim Payas, atalarımdan miras taşını toprağını, diyoruz.