Görklü düşler beşiği, kutlu lâfızsın Payas
Bir nevrûze masalı, ay'la yıldızsın Payas
Yaşar Bayar
Mavinin en duru ve alımlı tonunu, bir gelin güzelliğinde kıyısını yalayan Akdeniz giyinmişti Payas'ın. Bu tanımsız enfes anları yaşarken yeşil elbisesiyle Amanos Dağları dembedem bizi kendine çekiyor. Ne güzel o anlar ki; güneşin her doğuşu ve batışıyla esvap değiştiren Akdeniz, şefkatli bir anne gibi yakamozları emziriyor. Payas'ın bereketli toprakları Akdeniz'in engin maviliğiyle Amanosların zirveleri arasında boylu boycunca uzanırken binlerce yıl öteden beri cömertliğinden hiçbir şey kaybetmemiş. Tarihi canlı, doğası canlı, aşkı canlıydı Payas'ın. Her adımda burnumuza portakal ve mandalinalarının mest eden kokusu vuruyor. Payas, bakışlarımızda mevsimlerin ezberini bozan, Anadolu haritasının kıyısına nazar boncuğu gibi kondurulmuş türkuaz renkli bir nakış.. Yer ve gök, deniz ve kum, dağ ve ova; insanoğlunun taş üstüne taş koyarak inşa ettiği binlerce yıllık bir kültürün mirası olmuş Payas.
Sincan, övünç ve gururunu Avanosların yüreğinde saklarken tarihi ve doğası konuklarına en güzel sunumunu yapıyor. Damlataş Mağarası, şanslı bir coğrafyanın yeraltı dünyasının kapılarını aralıyor, içimizdeki şairin kaleminden mürekkepler damıtıyor.
Damlataş Mağarasının kapısının ardında yeryüzünde eşine az rastlanan doğal bir müzeyi selamlıyoruz. Mağaranın uzunluğu ve genişliği, ilk insanın doğaya karşı amansız mücadelesinin tek görgü tanığı gibi geliyor bize. Tavanından sanki ihtiyar bir kadın saçı gibi sarkmış sarkıtlardan oluşan gözyaşları damlıyor. 'Sesler yankılanınca arkamdan ve önümden/ Bir şey koptu ve uçtu semalara gönlümden/ Anladım ki sonuna ulaşınca bir ömür/ Yeni bir ömür başlar daha güçlü, daha gür.'
Önümüzde efsunlu bir dehliz ve karstik bir mağara derin derin ve serin serin nefes alıyor. Mağaranın 95 metre uzunluğunda olduğunu öğreniyoruz. 'Fosil bir mağara… Jura-Kratese yaşlı dolomit ile dolomitik kireçtaşı içerisinde oluşup gelişimini tamamlamış.' diyor mağarada incelemeler yapan bilim adamları. Bir bölümü yatay, bir bölümü dikey bu mağaranın.. İnceleme yapan bilim adamlarından bilgi alıyoruz. 'Yeraltı ve yerüstü karstlaşması ile flüvyal süreçler şekillendirmiştir çevresi,' diyorlar. Kuaternelerde akarsu aşındırmasının derinleşmesiyle asılı kalan sarkıtlı mağaranın gelişimi durmuş. Tabii ki sanat tarihi ve oluşum kültürüne yabancı olduğumuz terimler kullanıyor inceleme yapan bilim adamları. Yatay duran mağaranın yüreğinde S şeklinde, farklı yükseklikte dört salon görüyoruz. Girişten sonraki ilk salon 8-9 metre genişlik, 2,5-3 metre uzunluk ve yer yer 7-8 metre yükseklikte. Buranın Damlataş oluşumu kısıtlı. Bu bölümden aşağıya doğru 10 metre kadar indiğimizde ikinci bir salona selam veriyoruz. Burası 4 metre yüksekliğe, 10 metre uzunluğa, 6-7 metre genişliğe sahip. Bu salonda örtü damlataşlarına, perde şekillerine ve dikitlere rastlıyoruz. 7 metreye yakın bir koridorla üçüncü bir salona geçince değişik bayrak şekilleri, sarkıtlar, dikit ve sütunlar çıkıyor karşımıza. Dördüncü mağara, gelişimi durmuş fosil bir mağara. Mağaranın içine merdivenler döşenmiş, ışıklandırma yapılmış. Bu mağaraya yine mağaranın duvarları arkadaş. 'Kapım taş, pencerem taş' diye üzülüyor sanki. Nurullah Genç'in dizelerini anımsıyorum onu böyle mahzun görünce; 'Her akşam beni kalpten yaralar / İçime karanlığı dolduran mağaralar.'