Selim EROĞLU

Tarih: 09.08.2022 09:50

SAMİMİYETLE KALINIZ

Facebook Twitter Linked-in

    Fatih Sultan Mehmet, İstanbul'u fethettikten sonra, ismi bütün dünyaya nam salmıştı. Peygamberimiz'in asırlar öncesinde: “Konstantiniyye muhakkak bir gün fethedilecektir, onu fetheden ordu ne güzel ordu, onu fetheden komutan ne güzel komutandır” hadisiyle müjdelediği, övdüğü komutanı, fetihten sonra bütün şairler övmek için yarışa girmişti. Devrin en usta şairleri birbirinden süslü şiirler, birbirinden güzel kasidelerle Fatih'i övüyorlar ve fethi kutluyorlardı. Sultan da, sultanlığına yaraşır hediyelerle, bahşişlerle her birine mukabelede bulunarak memnuniyetini gösteriyordu.
       Bir gün Anadolu'dan İstanbul'a yeni gelmiş bir şairin, pek de ölçülü ve özenli görünmeyen şu beyiti Sultan'a ulaştı:
       “Devletli hünkârım, sabahınız hayır olsun,
         Yediğiniz bal-kaymak, güzergâhınız çayır olsun”
       Padişah beyiti okuyunca, şairi huzuruna çağırdı. Anadolu köylerinin birinde kendi halinde sakin bir hayat yaşayan bu garip şairle tanıştı, sohbet etti.     Pek çok ikram ve ihsanda bulunarak memnuniyetle uğurladı. Sultan'ın bu ilgisine, yakınındaki bazı kişiler pek anlam veremediler, merak içinde sordular: “Sultanım, çok daha güzel şiirlerin ve kasidelerin sahiplerine daha az “caize” verdiğiniz halde, bu, kendi halinde, kabiliyetsiz köylünün, özensiz, ölçüsüz iki satırına neden bu kadar kıymet verdiğinizi anlayamadık”
       Sultan Murat dedi ki:
   “Çünkü bunu hepsinden samimi buldum! Adamcağız, ömründe en lezzetli yiyeceği bal ile kaymak bilmiş, en güzel yeri de çayır olarak görmüş ve bizim için onları dilemiş. Bundan daha güzeli daha ne ola!”
       Yegâne özelliği “samimiyet” olan iki mısranın etkisine bakar mısınız? Her alanda güçlü ve büyük bir şahsiyet olan, olmasının yanında, Avni mahlasıyla yazdığı şiirlerle yaşadığı dönemin en önemli şairleri arasında kabul edilmiş, Fatih Sultan Mehmet'in ilgisini çekebilmiş! Hem de çok daha güzellerinin ve yüzlercesinin arasından…
       Kendi halinde bir adamı zirveye çıkaran tek kelimeyle “samimi” olması ve bu samimiyetin farkında olan bir idrak. Samimi olmak yetmez, samimi olanı da anlayacak kabiliyete sahip olmak gerek.
       Teneke ile cevherin farkını erbabı bilir. Gerçek olanın, sahtelikten ve yapaylıktan uzaklığının adıdır samimiyet. Bu yüzden zor,  zor olduğu için de kıymetlidir. İnsanın içiyle dışının bir olması, kalbinde hissettiklerini katkısız karşısındakine yansıtmasıdır samimiyet. Özünde yoksa, içinden gelmezse kimse kimseyi samimi yapamaz.
       Samimi olanı, samimi olmayandan ayırmak çok kolaydır. Çünkü çok gerçektir. Çünkü kalpten kalbe giden yolu kullanır. Cemil Meriç'in de dediği gibi “samimiyet, öyle bir dildir ki, kör de görür, sağır da işitir”.
       Ağzı olan konuşur ama samimi olamaz. Samimi olmak için hesabi değil hasbi olmak gerekir. Hesabi olanlar samimi olamaz.
       Peygamberimiz bir hadis-i şerifte şöyle buyuruyor:
       “Allah (cc) ancak samimiyetle ve kendi rızası gözetilerek yapılan ameli kabul eder”.
       O halde sözün güzeli nasıl olur? “Sözün güzeli samimi olandır”. Samimiyetle kalınız.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —