Zeki ORDU

Tarih: 04.05.2023 09:28

ABAT ŞEHİR BOYABAT (I) -Seyahat Günlükleri VI-

Facebook Twitter Linked-in

 Daha önce gelmiş olduğum Boyabat'a yolum yeniden düştü. İlk geldiğimde Boyabat için gelmiştim. Bu defa seyahat edeceğim yol güzergâhındaydı. Ancak bir göz ve gönül aşinalığı olduğu için ikinci defa gittiğim yerler benim için farklılık arz eder olmuştu. 
Saraydüzü'nden yola çıkıp, Boyabat şehri sınırları yakınlarına geldiğimde şehrin merkezini yine karıştırdım. İlkinde de öyle olmuştu. Bence ilk gelenin karıştırma ihtimali yüksek bence. Şehre girdikten sonra yanlış istikamete gittiğimi anlayınca bir vatandaşa sordum ve bana “Ters yönde gidiyorsun” dedikten sonra, nasıl gitmem gerektiğini kısaca izah etti. Çok uzaklaşmadığımı da ilave etti.
Bu tarif üzerine bir yere kadar gidip, otomobili park ettim. Yol kenarı olmasına rağmen, başka taşıtların da park etmesini görünce bir yasağın olmadığına hükmettim. Çünkü park yasağı olan ikaz levhası yoktu. Hemen; daha önce geldiğimde ziyaret ettiğim “Akmescit Camii” nerede diye semtini öğrenmek istedim. 
Şehri tam olarak bilmediğimden otomobili park ettiğim yerin, aradığım yere yakın olduğunu düşündüm. Yol kenarında çimenler üzerine oturmuş birkaç gence “Akmescit Camii” ne tarafta sorusuna “bilmiyoruz” cevabı alınca oralarda biraz bekledim. Çok uzaklaşmak istemedim.
Çok geçmeden bir beyefendi göründü. Tam yakınımdan geçerken ona hitaben “Burada Akmescit nerede?” diye sordum. Bana “Biraz daha var” dedi. Ben de “Ben Orduluyum, Ünye'den geldim emekli öğretmenim” dedim. Meğer konuştuğum kişi emekli öğretmenmiş. Tanıştık. Adının Mustafa Yılmaz olduğunu söyledi. Boyabat'ta ne için bulunduğumu öğrenince, bana şehri gezdirmeye başladı.
Mustafa Yılmaz ile hem yürüyor, hem de sohbet ediyorduk. Vaktim azdı. Ancak bu vakti idareli kullanmam gerekiyordu. 
Boyabat tarihi bir şehir olduğu her halinden belli oluyordu. Tarih boyunca sekiz krallığın idaresinde kalmış, 3000 yıllık bir geçmişe sahip bir şehir. Burada akademik bilgileri sıralayıp yazıyı sıkıcı hale getirmek istemiyorum. Malazgirt zaferinden sonra Türklerin idaresine geçmiş ve o günden beri ülkemizin mümtaz şehirlerinden biri.
Akmescit; Gökdere Mahallesi, Yusuf Kemalbey Caddesi'nde. Aynı mahallede biraz gezindikten sonra Yıldız Mahallesine varıyoruz. Uzay Caddesi'nden fotoğraflar çekip gezmeye devam ediyoruz. 
Mustafa Yılmaz öğretmen bana şehir ile ilgili bilgiler veriyor. Eski Boyabat evleri veya Boyabat'ın eski evlerinin bulunduğu mahalleye ulaşıyoruz. Eski evlerin bazılarının terk edilmiş olduğunu görüyoruz. Bir hüzün çöküyor içimize.  Ne hayatlar vardı o hanelerde, ne hayaller… Kim bilir?
Yıkık dökük evlerin pencereleri bulunduğu yerden tarihin derinliklerine dalmış. Sıvaları döküldükçe sanki kabuğunu atıp, ruhuna ulaşmak istiyor gibi. Sonra kırılmış camlarla “Göz göze” geliyoruz. Yabancı olduğumuzu anlar gibi bakıyor o evler sanki. Sonra sessiz bir selam veriyor bize.
Eski evlerle bir gönül köprüsü kuruluyor aramızda. Neşet Ertaş'ın “Gönülden gönüle yol gizli gizli” diye söylediği türkünün “sessiz” halini yaşıyoruz o an. Bir de Azmizade Haleti'nin bir rubaisinin bir mısraı geliyor hatırımıza.   “Ney gibi gel seninle bi-zeban söyleşelim” mısraı vaziyeti izah ediyor. Günümüz söyleyişi ile “Gel seninle dilsiz söyleşelim/konuşalım” diyor yani. Biz de “dilsiz” söyleşiyoruz Boyabat'ın evleriyle…
Sonra bir geçmişi, bir de geleceği hayal ediyoruz. Bu sefer de Yahya Kemal Beyatlı'nın “İnsan âlemde hayâl ettiği müddetçe yaşar” mısraı düşüyor yâdımıza. Demek halâ hayâl ediyor olmalılar ki ayakta kalmışlar bunca zaman Boyabat evleri…
Kısa sürede çok yer geziyoruz. Mustafa Yılmaz öğretmen kısa bilgiler ile şehri biraz daha tanımamıza yardımcı oluyor. İkimiz de biliyoruz ki kısa süre sonra hem birbirimizden ayrılacağız; hem de ben şehirden…


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —