Selim EROĞLU

Tarih: 18.07.2022 08:43

ALLAH YAPAR YAPISINI, KULLAR AÇAR KAPISINI

Facebook Twitter Linked-in

Yazımın başlığı aslında bir bilmece. Ta çocukluğumdan aklımda kalmış. Şimdilerde yeniden aklıma geldi.

Yaz mevsimindeyiz. Nereye baksam karşıma bilmecenin cevabı çıkıyor. İşte cevap olarak ben buradayım, diyor. Aslında bunun cevabını hepimiz biliyoruz. Bir anda, cevabı bildiğimiz halde, aklınıza gelmiyorsa, ibareye kafa yormayışınızdan.

Çocukluğumuzda, uzun kış gecelerinde birbirimize bu tür bilmeceler sorardık. Hem bilmece bulmaya çalışır hem de cevabı bulmak için kafa yorardık. Bilmece zekâyı çalıştırır mı?

Ben, bizim kültürümüzü yansıtan bilmecelerin zekâyı çalıştırdığına inanıyorum. Çünkü bilmeceler zekâ ürünü edebi metinlerdir. Kafayı çalıştırmak için birebirdir. Yerli ve milli bilmeceler birer kültür ürünüdür. İçinde geçmişi, geleceği, asaleti, zarafeti, zekâyı, gözlemi, hayat tarzını, inancı barındırır.

Yukarıdaki bilmecede bu saydıklarımın hepsi var. Bir defa ölçülü. İçinde bir ölçü var, bir ahenk var. Kulağa hoş geliyor. Kafiyesi var, redifi var. En önemlisi inanç var. Bilmeceyi tasarlayan, Allah’ın yaratma gücüne iman etmiş. Kulun, kul olma özelliğine işaret var. Kula bunun kapısını açma görevi verilmiş. Tefekküre dayalı bir gözlem var. Tabiata ibret nazarıyla bakmak var. Bakmakla görmek arasındaki farka işaret var.

Bir anlık tefekkür bin yıllık ibadetten daha evladır. Âlimin uykusu, cahilin ibadetinden daha evladır.

Adam kâinata bakmış ama sıradan bir bakış değil, tefekkür nazarıyla bakmış ve başlıktaki veciz sözü söylemiş. Az sözle çok şey ifade etmiş. Basit gibi görünüyor ama derin manalar ifade ediyor. Buna, edebiyatta “sehl-i mümteni” deniyor.

Bazen derslerde bu tür bilmeceler soruyorum. Bilene de ödül veriyorum. Günümüz nesli bu tür bilmecelerden uzak kaldığından cevabı bulmakta zorlanıyor. Ortalıkta “toz şeker, kesme şekere ne demiş, kesme şeker toz şekere ne demiş” gibi Amerikan bilmeceleri dolaşıyor. Bizim kültürümüzü aksettiren bilmeceler adeta tedavülden kalkmış. Kullanılmayan şey unutulmaya, bilahare de yok olmaya mahkûmdur.

Kültürümüzü yaşatmak için bilmecelerimizi eğitime ve sosyal hayata yeniden kazandırmak zorundayız. Yoksa karşımıza tefekkür eden bir nesil değil, tefessüh eden bir nesil çıkar.

Şehirleri inşa ederken ihmal ettiğimiz nesil, gün gelir inşa ettiğimiz şehirleri imha eder. İhmal imhayı doğurur. İhya da inşayı doğurur.

Yaz mevsimindeyiz. Yaz mevsiminin en bariz özelliği sıcak olması. Bir başka alameti de ‘karpuz’.

Yaz gelince etrafı bol bol, boy boy karpuzlar kaplıyor. Nereye baksam gözüne karpuz ilişiyor. Dışı desenli yeşil, içi kan kırmızı. Fakat kapısını açmadan içinin kırmızılığı gözükmüyor. İçinin rengini görmek için kapısını açmak gerekiyor. Karpuz genellikle hem seçmece hem kesmece satılıyor. Onun için her karpuzcunun yanında bir bıçak bulunuyor. Ben karpuzdan anlarım diyenler ortalıkta cirit atıyor. Elhak karpuzdan anlayanlara saygımız sonsuz. Karpuzun bir de ‘kelek’ çıkma durumu var. Karpuz kelek çıkarsa hem alan mahcup hem satan.

Bazı karpuz uzmanları kendine ve malına çok güveniyor. “Kesmece bunlar, kelek çıkarsa para yok abi” diye promosyonun en alasını yapıyor.

Karpuz, en susuz yerlerde yetişir fakat içinde en çok suyu barındırır. Demek ki mevcut suyu olduğu gibi bünyesinde muhafaza ediyor. Tasarruf uzmanı.

Ne güzel nimettir karpuz. Rengi gözümüze hoş geliyor, kokusu burnumuza hoş geliyor, tadı damağımıza hoş geliyor. Renk var, tat var, koku var; daha ne olsun. Karpuza bu özellikleri veren kim? Bir çekirdekten altı ay gibi bir sürede nasıl “küflek” kadar karpuz oluyor?

İşte ecdadımız eşyaya tefekkür nazarıyla bakınca karpuzu yaratanın Allah olduğuna iman etmiş. Kula sadece, rengini görmek için kapısını açmak düşüyor.

Allah yapar yapısını, kul açar kapısını. Söylemeye gerek yok, Karpuz. Afiyet olsun.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —