Karadeniz’de yolum T(ı)rabzon iline düştüğünde ilin bütün ilçelerini gezmeye karar vermiştim. Kendime göre bir plan yaptım ve düşündüklerimi uygulamaya koyuldum. Beşikdüzü, Şalpazarı, Vakfıkebir, Çarşıbaşı ve Akçaabat’ın ardından bir ikindi vakti Düzköy’e ulaştım.
Düzköy ilin sahilden uzak bir ilçesiydi ve ismi gibi düz değildi. Orada kendimce bazı çalışmalar yaptıktan sonra kalacak yer bulamadığım için telefonla Arsin Öğretmenevini aradım. Bana o gece için oarad kalabileceğimi söylediklerinde hemen yola koyuldum.
Düzköy ile Arsin arası 72,1 km kadar bir mesafeydi. Trafik problemi olmadığı zamanlar bu mesafe yaklaşık bir saat 20 dakika gibi bir sürede alınıyordu. Kalacağım yeri belirledikten sonra, Arsin’e doğru yola koyuldum.
Daha önce bir kere sadece şehrin içinden geçtiğim bu ilçede artık bir gece geçirecektim. Bir gün sonra bu şirin ilçe ile neler öğrenecektim bilmiyorum. Ancak daha yastığa başımı koyar koymaz şehri hayal etmeye başladım. Yarın beni neler bekliyordu bilmiyorum.
Sabah olmuştu. İlk iş olarak yanımda bulunan ilaçlarımı almak için mütevazı bir aşhanede çorba içtim. Artık sıra şehri gezmeye kalmıştı. Aşhanenin kapısından çıkıp Ordu tarafına doğru yürüdüm. Zaten bir caddesi vardı. Vatandaşlardan isminin Şehit Halil Albayrak Caddesi olduğunu öğrendiğim caddeyi yürümeye başlayınca; eski bir ev bana “Buradan ötesi yok” der gibiydi. Çünkü daha ilerisi ana yola çıkıyordu.
Yapıları çok farklı zamanda olduğu belli olan binalar selamladı beni. Özellikle yeni yapıldığı belli olan iki bina arasında kalmış metruk bir binanın balkonu Karadeniz’i seyre dalmıştı. Kim bilir balkonunda kaç kişi denize bakarak hayal kurmuştu. Belki de deniz yoluyla gelecek birini beklemişti. O iki yeni bina arasında bütün mazisiyle ayaktaydı. Belki zaman sonra bütün hatıra ve hafızası ile birlikte o da tarih olacaktı.
Şehrin ana caddesine ne taraftan girerseniz girin orta yeri daha yeni binalardan meydana gelmiş. Yani kendine göre şehirleşme merkezden başlamış.
Arsin Karadeniz’in kenarında iline ait on ilçeden sadece biri. Yomra ile Araklı arasında Karadeniz’i seyrediyor. En güneyinde çok az bir kısmı ise Gümüşhane’nin Yağmurdere Bucağı ile sınır. Arsin’in Karadeniz ile sınırı ise 7 km.
Şehrin ortasından akan bir “derecik” vardır ki ismi resmi kayıtlarda yok. Ancak o ben de varım der gibi sesini duyurmaya çalışıyor yanından geçenlere. İlçe yanından geçen yüzlerce kişiye rağmen ismi de herkes tarafından bilinmiyor. Ancak her yerde etrafına karşı duyarlı olan vatandaşlar sizi doğru bilgilendiriyor. İşte kayıtlarda bulunmayan küçücük akarsuyun ismi Kocaba dersi.
Kocaba Deresi yerliler tarafından fark edilmeyebilir. Çünkü bir oluktan akan su gibi. Kim “Bu su nereden geliyor, kaynağı ne” diye düşünmüş olabilir ki? Akıp duruyor bulunduğu yerde. Tabii ilerleyen zamanlarda ilçenin akarsularından da bahsedeceğiz.
Arsin bir gönül şehri. Devlet memurları hariç dışarıdan gelip yerleşen var mıdır bilmem. Belki başka ilçelerden gelin gelmişse onlar olabilir. Ülkenin çok ilçesi gibi göç veren bir coğrafyada Arsin. Diğer Karadeniz ilçeleri gibi 2007 yılında yedi yıl önceki nüfusa göre yarı yarıya azalmış ilçe nüfusu.
İster doğu tarafından, ister batı tarafından girin bir yol kenarında bulunan birtakım binaların bir araya gelmesinden mürekkep bir şehir. Sahilden uzaklaştıkça dikleşen bir şehir. Şayet ağaçlar olmasaydı koskoca bir “yar” gibi görünecekti. Ancak yaşayan onu “yar” gibi olmaktan çıkarıp, “yâr” gibi bir şehir haline getirmiş.
Arsin burada bitmez elbette. Daha yazacaklarımız var. Bir sonraki yazı ne zaman gelir bilinmez. Ancak ayrılığımızın üzerinden sekiz ay geçti hala o cadde ve Karadeniz’le sohbet eden binalar gözümün önünde. Ah bir de insanları Karadeniz ile hasbihal etse. İşte o zaman şehir tamamlanmış olur.