Zeki ORDU

Tarih: 26.07.2022 16:15

ASUMAN SEVGİSİ

Facebook Twitter Linked-in

    Çocuktuk…
    Karadeniz'in bir sahil köyünde yaşıyorduk. Karayolu üzerinde homurtulu taşıtlar daha çoğalmamıştı.  Beton ve plastik dünyamızı istila etmeden önceki zamanlardı.     Taşın asaletinin betonun soğuk yüzünden daha sıcak olduğunu fark edememiştik. Ta ki elimizden gidene kadar…
    Yeryüzü; bitkiler, denizler, gökyüzü ve akarsuların dinlendirici tesiriyle insan ruhuna nüfuz ettiği zamanlardı. 
    Çimenler ve çiçeklerin rengi bile farklıydı. Tabii ki kokuları da…
    Geceleri dalgaların sesi ninni gibi gelirdi bize. Irmağın sessiz sessiz akışı iki aşığın nefesini hatırlatırdı. Kış hariç ağaç yaprakları kuşların mekânları olurdu. Kışın esen rüzgâr yapraksız ağaç dallarına ıslık çaldırırdı sanki. 
    Gün boyu bahçelerde, deniz sahillerinde dolaşır dururduk. 
    Yazları daha hareketli olurdu. Fındık zamanı herkes bahçesine gider, toplanan fındıkları “harman” dediğimiz yere kuruması için sererdik. Bir de bekçisi olurdu toplanmış fındıkların. Hatta geceleri çadır kurar öyle beklerdik. 
    En çok dolunaylı geceleri severdik. Gece ile gündüz arasında çok az fark olurdu sanki. Çimenler üzerine sırt üstü uzanır, gökyüzüne bakardık. O zamana kadar gökyüzünün bir adının da asuman olduğunu bilmezdik. Tabii denize de umman dediklerini…
    Bulutsuz yaz gecelerinde gökyüzü yani asuman maviden laciverte doğru koyulaşırdı zamanla. Biz sırtüstü yıldızlara bakarken bazı yıldızlar hızlıca akıp giderdi. Daha sonra bunun adının “Yıldız kayması” olduğunu öğrendik.
Yanımızda pilli radyomuz olurdu çok zaman.     Beraber ve solo türküler programları dinler, bazı eserler icra edilirken hüzünlenirdik. Hüznümüze o an için göremediğimiz deniz, ırmak, koyu renge bürünmüş ağaçlar ve ağaçlar arasında duran kuşlar da ortak olurdu. Biz onların da ortak olduğunu anlayamazdık.
    Yanık sesiyle sanatçı “Geceler yârim oldu” derken, biz gecelerin nasıl yâr olabileceğini kavak yelleri esmeye başladığı zamanlar anlamıştık. 
    Daha sonra radyodan “Derdimi ummana döktüm, asumana inledim” diye başlayan bir şarkı duydum. Bu şarkıda umman, denizi; asuman, gökyüzünü temsil ediyormuş. 
Derdimi ummana döktüm âsumâna inledim
Yâre de âğyâre de hal-i derûnum söyledim
Âşina yok derdime ben söyledim ben dinledim
Gözlerim yollarda kaldı gelmedin çok bekledim
    Bestesi  Şerif İçli'ye ait olan bu şarkının sözleri Süleyman Nazif'e ait. 
    Önce anlamadığın bu sözleri biraz irdeleyince çok derin manalar ihtiva ettiğini öğrendim. Derdi denize dökmek… Ve asumana inlemek…  Dert denize dökülünce azalıyor muydu? Ya asumana inlemek de ne demek?     Herkes duysun diye mi öyle yapmıştı dert sahibi…
    O gün, bugün asuman kelimesi bana bir dert ortağının ismi gibi gelir. Hele de “n” harfiyle bitmesi sesin “tınısına” bir ahenk kazandırır.
    Asuman…
    Ne sihirli kelime. 
    Herkesin bir dert ortağı vardır muhakkak. Bizimki de asuman olmuş çok mu?
    Anlıyorsun değil mi asuman…
 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —