Adı Osman'dır…
Hatçe kadının 11 yaşına girmiş oğludur,
Anasına sımsıkı sarılır:
“Öpeyim gözlerinden, öpeyim ellerinden.
Gönder beni de Çanakkale'ye,
Ayır beni gayri dizinden
Ben de gideyim dedemle!”
“Gönder ne olur, gönder beni de anne!”
“Sen, nereye bire Osman?” diyor, Hatçe kadın.
“Sen nereye, bebeğim?
Çelik-çomak oynamak mı sandın, sen cepheyi?
Bre Osman, sen henüz çocuksun!
Senin yaşın daha ne ki?”
“Yol ver anam, gideyim!” diyor Osman.
“Çanakkale'ye hançer saplamış düşman!”
Anası Hatçe Kadın:
“Güzel de Osman'ım!
Deden gitti, baban gitti, amcan gitti.
Sen de gidersen erkek kalmayacak soyumuzda!”
Osman'dır… Yalvarır, yakarır annesine:
“Beni mahrum bırakma şahadetten
İzin ver, gideyim anne!”
“Ölüm var cephede Osman'ım, ölüm?”
Osman'dır…
“Öğretmenim dedi ki anne;
'Bir gül bahçesine girivermekmiş, savaşta ölüm.”
Ölümü bir top mermisinde cennet gibi gören
Bu Osman'ın elinden alınır mı, vatanı?
“Kollarını kartal gibi ger, Osman!
Şu kâfire acı ders ver, Osman!”
“İzin sana, Osman'ım!” deyince annesi;
“Tut elimden, gel benimle Osman'ım!”
Diyor, dedesi.
Uğurlarken Osman'ı, Hatçe anası,
Hançer yemiş ceylan gibi haykırıyor:
“Çanakkale içinde tel dizi dizi,
Osman'ım yaktın, kül ettin bizi!
Git haydi, git canımın yongası,
Haydi, yürü anasının goncası!
Haydi Osman, haydi git,
Ya gazi ol, ya şehit!”
…
Düşman, kum gibi kaynıyor Çanakkale'de.
Üstün silahları, üstün kalabalıkları vardır.
Kızılı, beyazı, siyahı; kâfiri, Müslüman'ı hepsi
Zırhlara bürünmüş, Çanakkale toprağındadır.
“Alacağız dilber ülkeni elinden!” dediler.
Haykırdı Osman, bu sesi duyar duymaz:
“Hey kara yürekli adam!
Gökte uçağın, denizde gemin,
Karada mahşerî kalabalığın varsa senin;
Benim de evrene sığmaz yüreğimi unutma!
Ben ki; sana tarih boyu ders veren adamın oğlu!
Çantamdaki tandıra, soframdaki soğana,
Sırtımdaki abaya, ayağımdaki çarığa mı göz diktin?
Niçin geldin, ülkeme niçin geldin?”
Osman ki; cevap verir azgın düşmana;
“Türk evlâdı; yurdu olan toprağı;
Ana ırzı bilerek yabancıya çiğnetmez.
Yiğit dediğin yiğit; düşmanın bayrağını,
Canını vermeyince kalesine diktirmez!”