Doktor Salih; Coni'yi utandırır;
“Biz Türkler, öyle misafir severiz ki;
Çitlere doldurup yakarken siz bizi
Merhem süreriz yaranıza, tedavi ederiz sizi.”
Şaşkındır İngiliz Coni.
Niçin şaşırmasın ki?
Onlar bizim canımızı almaya gelmişti,
Bizimkiler, onlara canlarını vermişti.
Doktor Salih, iyi bir ders veriyor İngiliz'e;
“Biz, böyleyiz delikanlı! Oğlumuzu bırakırız,
Misafirlerimizin yarasını dikeriz!” diye...
İngiliz Coni: “Büyük insanlarmışsınız meğer!
Şimdi tanıdık siz Türkleri!” der.
Doktor Salih, bir güzel söz daha söyleyerek der ki;
“Siz, bizi tam 500 yıldır tanıyamadınız, Coni!”
İngiliz Coni itiraf eder;
“Bir büyüğümüz;'Bu savaşta biz, Tanrı'yla savaşıyoruz.
Tanrı'yla savaşanlar hep kaybeder,' der.
Tam bu sırada Hemşire
Koşarak gelir Doktor Salih'e
Hüngür hüngür gözyaşları akıyor:
“Üzgünüm, Doktorum! Çok üzgünüm!” diyor.
Doktor Salih merakla;
“Yoksa cepheyi mi kaybettik?” diyor.
Hemşire, üzgündür, elleriyle yüzünü kapatır,
Ve hüngür hüngür ağlar;
“Cepheyi değil, Doktorum,
Söylemeye dilim varmıyor,
Oğlunuz Ahmet Nasuh'u kaybettik!” diyor.
İngiliz Coni, bu haberle bitiyor;
“Yazık oldu oğlunuza.” Diyor.
“Beni bırakıp onunla ilgilenseydiniz
Belki onu kaybetmeyecektiniz.”
“Merminiz ve silahınız bitse de…
Meleklerini gönderir, Tanrı size…”
…
“Nereden biliyorsun, delikanlı?” diye
Soruyor Doktor Salih, İngiliz Coni'ye.
“Peygamberinizi okumuştum.” diyor, Coni.
“Bir savaşta galip kılmak için Tanrı, onu,
Okuduğum kitapta Melekleri gönderdiğini yazıyordu.
O gün, buna inanmamıştım. Olamaz bu demiştim.
Ama bugün sizinle savaşırken Tanrı'yı sevindirecek
Öyle güzel işlerinizi gördüm ki,
Peygamberinize yardım için gönderilen meleklerin
Bu savaşta size de gönderileceğine inanıyorum.”
Bir Türk askeri,
Sırtında yaralı düşman askerini taşıyor.
Sargı yerine getiriyor.
Doktor Salih'e yaralıyı teslim ederken;
“Bu da Endonezyalı bir Müslüman.” diyor.
“Bacaklarında kurşun yarası…
Adı Abdullah, Türkçe konuşabiliyor.
Çalılıklar içinde Kur'an okurken buldum, onu.
'Ben de sizin gibi Müslüman'ım, diyordu.'