Kastamonu il merkezinden, dura kalka bir saati aşkın yolculuğun ardından Tosya'ya ulaştım. Daha önce kaldığım Öğretmenevi bir sebepten dolayı tahliye edilmiş, yeni yapılacak olan da faaliyete geçmemiş. Bu durum karşısında bir otel bulmaktan başka bir çarem kalmamıştı.
Otomobili müsait bir yere park edip önce şehri dolaştım. Nasıl olsa kalacak bir yer bulurum diye düşündüm. Yolculuğun da verdiği bedeni ve zihni yorgunluk dolaysıyla sokaklarda şaşkın şaşkın yürüyordum. Vakit ikindi sularıydı.
Önce Tosya'nı ana caddesi üzerinde bir aşağı bir yukarı dolandım. Bu arada gözüme kestirdiğim birine kalacak bir yer soracaktım. Otomobili park eder etmez Öğretmenevi nerede diye sorduğum kişiler bana; “Şu anda yenisi yapılmadı ama falanca otelde kalabilirsin” gibi tavsiyelerde bulunuyordu. Gayesiz adımlarla yürürken üzerinde Çiçek Yapı Market yazan bir işyeri önünde durmuşum. Sağa, sola şaşkın şaşkın bakınırken; işyeri içinden çıkan biri sanki yabancı olduğumu anlamış gibi “Birini mi arıyorsunuz” der gibi baktı.
O bakışı bilirsiniz. Hani hiç kelam etmemden konuşulur ya işte öyle. Göz göze geldiğim beyefendi ile kısa bir süre bakıştıktan sonra “Ben yabancıyım, kalacak yer arıyordum” dedim. Beni içeri davet etti. İşyerine girdiğimde isminin Şerafettin Çiçek olduğunu öğrendiğim beyefendi benimle yakından ilgilendi. Bir yandan işlerini takip ederken bir yandan benimle sohbet ediyordu.
Şerafettin beye ısındım. İçimden ona ait müspet hisler geçirdim. Daha sonra bana kartvizitini takdim etti ve kalmam gerekli otelin adını söyledi. Otel adı; şu andaki yazının başlığı olan Döğücü Otel idi.
Çiçek Yapı Market'te ikram edilen çayı içtikten sonra Döğücü Otel'e doğru hareket ettim. Otelden içeri girdiğimde karşımda İsminin Hüseyin Köle olduğunu öğrendiğim işletme sahibine Şerafettin Çiçek'in selamını ilettikten sonra burada kalıp kalamayacağımı sordum. Bana kalacağım odanın anahtarını verdi.
Artık Kastamonu seyahatinin Tosya ayağı da başlamış oluyordu. Rahattım. Hüseyin Köle ile ayaküstü konuştuktan sonra otomobilimde olan diğer eşyalarımı almaya gidecektim. Otelde çalışan Afganlı delikanlı Feyzullah Türkmen bana yardımcı olacağını söyledi. Feyzullah yirmili yaşlarda bir delikanlı ve Afganistan'dan gelmiş. Tabii onunla ilgili bir hatıramı bir sonraki yazımda kaleme alacağım.
Daha Tosya'ya iner inmez iyi insanlarla karşılaşmış olmam Tosya ile ilgili çalışmalarımın başarılı geçeceğinin alameti gibiydi.
Zaten bu şehri seviyordum.
Afganlı Feyzullah ile eşyalarımı otele getirdim. Dedim ya taşınma esnasında geçen konuşmalarımı bir sonraki yazıda anlatacağım.
Hususi eşyalarımı da otele getirdikten sonra artık kalacak bir yerim vardı. Şimdi sıra şehri dolaşmaktı. Belediye binası, hükumet konağı, resmî ve gayri resmî işyerleri ve birçok yer hem göz hem de gönül dairem içindeydi.
Yol yorgunluğunun da verdiği dikkat dağınıklığı ile bazı şeyler dikkatimden kaçabilirdi. Ben yine şehir karanlığa bürünene kadar yürüdüm. Sonra kısa bir süre Döğücü Otel'in içinde bulunan odama çekilip biraz istirahat ettikten sonra yine kendimi Tosya sokaklarında buldum. Bu seferki aydınlık sokak lambalarından geliyordu. Tabii sadece sokak lambaları bir şehri aydınlatamaz. Önemli kısmı da Tosya'nın gönlünden gelen aydınlıktı.
Adımlarım beni götürdüğü yere kadar götürdü. Tekrar otele döndüğümde bu sefer otelde Yusufelili Tevfik Kitapçı ile tanışıp kısa sürede dost olduk. Ticaretle iştigal eden bu dost ile gecenin geç saatlerine kadar sohbet ettik.
Artık hem dinlenme hem de hayal kurma vaktiydi. Bir gün sonra kaldığım yerden devam edecektim. O gece başta Tosya'yı ve içindekileri hayal ederek uykuya daldım.
Rüyalar şehre ait sayılır mı bilmem ama ben sadece göz ile gördüklerimi yazacağım.