Şebinkarahisar Giresun’a bağlı tarihi özellikleri olan bir ilçedir. Fatih Sultan Mehmet 29 Ağustos 1473 tarihide bu şehirde üç gün kalmış ve ismini “Karahisar-ı Şarki olarak kayıtlara geçmiş. Yıllar sonra Mustafa Kemal’de bu ilçeye uğramış ve Türk Ocağındaki bir konuşmasında “bu şehrin ismini Şebinkarahisar diye düzeltilmesini teklif ediyorum” demiştir.
İsminin şu veya bu şekilde konulmasından öte bu şehir hakkında gözlemlerimi aktarmak istiyorum. Yolumun Şebinkarahisar’a düştüğünde takvimler 18 Temmuz 2023 tarihini gösteriyordu. Gün yarılanmıştı. Güneşli ve sıcak bir gündü. Şebinkarahisar topraklarına ayak basar basmaz şehrin caddelerini dolaştım öce. Rıfat Halil Paşa Caddesi oldukça kalabalıktı.
Kaleyi karşıdan gören bir yere geldiğimde sukutuhayale uğradım önce. Karşımda duran kalenin ancak burçları görünebiliyordu. Apartman denilen nevzuhur binalar şehri seyreden Şebinkarahisar Kalesini perdelemişlerdi. Bir an seneler öncesini hayal ettim. Şehrin kendine has renginin kaybolmuş olması bir hüzne sebep oldu bende.
Şehir tepelerin arasında yer alıyordu. Tepeleri diğer tepeler takip ediyor ve sanki şehri bir muhafaza altına alıyorlardı. Tepelerin başında bulunan dumanlara vatandaşların alışık olduğunu düşündüm.
Caddenin İsminin Rıfat Halil Paşa olmasını çok sonradan merak ettim. Öyle bir isim benzerliği vardı ki… Tarihte Halil Rıfat Paşa olarak bilinen kişi geldi aklıma. Halil Rıfat Paşa’nın bu coğrafya ile bir alakası yoktu. Çünkü Halil Rıfat paşa Osmanlı döneminde 1872 yılında Selanik vilayetinin Siroz sancağına bağlı Lika köyünde doğmuştu. Yaptığım araştırmalar sonucunda Halil Rıfat Paşa Şebinkarahisar’dan Trabzon ve Giresun illerine kadar 64 km yol yaptırmıştı.
Halil Rıfat Paşa “Gidemediğin yer senin değildir” sözüyle tarihe geçmiştir. Ömrünün tamamını yol yapımı ile ön ayak olmakla geçiren biridir. Şairin “Gitmesek de görmesek de o köy bizim köyümüzdür” anlayışından çok farlı bir ifade Paşa’nın sözü.
Anlamadığım şey cadde ismini neden Halil Rıfat Paşa değil de Rıfat Halil Paşa olarak konulmasıdır. Şebinkarahisar’a önüne gelen müdahale etmişti sanki.
Şebinkarahisar 1923 yılında il yapılıp 1933 yılında tekrar ilçe yapılmasının izahını bu değişikliği yapanlar açıklayabilir ancak. Eğitimci Hüseyin Hüsnü Tekışık adına yapılmış bir camide iken aklıma “Neden bu şehrin isminde ‘kara’ olmasın sen tut önce il, sonra da ilçe yap. İnsanın dünyası kararmaz da ne olur” diye geçti. Geçti geçmesine de ismin başında olan “Şebin” kelimesi içeresinde bulunan “şeb” kısmının Farsça gece anlamına gelmesi de benim lüzumsuz yorumum oldu. Şehrin hem gündüzünü hem de gecesini karatmışlar dedim içimden.
Yani öyle bir ilçe ki içinde ‘şeb’ var, ‘kara’ var. İl iken ilçe olduğundan beri ‘yara’ var. Yani gam üzerine gam.
Aklıma bir beyit geldi daha camiden çıkmadan. “Müptela-yı gama sor kim geceler kaç saat.” Günümüz Türkçesiyle şöyle demekmiş. Gecenin uzunluğunu gam/dert sahibi bilir…
Peki, senin derdini kim biliyor Şebinkarahisar. Onun için mi her yıl göç veriyor bu şehir “büyük illere?”
Gezilecek, görülecek çok şey var ama yazılacak çok şey yok. İstersen yazın da sizin de dünyanızı karartsınlar. Anladık Şebinkarahisar yıllardır alışık buna ama biz zamane nesliyiz. Öyle zora gelemeyiz.
Her neyse bu hamura çok su lazım.
Biz orayı terk ederken belki bir köşe başından bir ihtiyar bükük beli, çökük omuzları ve ağır adımlarla yaşlı bedenini taşırken, hafızası ile gönlünde neler taşıdığını nereden bilebiliriz?
Şebinkarahisar…
Şeb, kara, yara…
Yetmez mi?