Söze nasıl başlayacağımı, duygularımı nasıl ifade edeceğimi bilemiyorum.
Türkiye, 06 Şubat 2023 Pazartesi günü son yüzyılın en büyük felâketine uğradı.
Gece 04.17’de Pazarcık’ta meydana gelen 7,7 büyüklüğündeki depremin henüz şoku atlatılmadan, ondan sadece dokuz saat sonra Pazarcık’a kuş uçuşu 90-100 km mesafedeki Elbistan’da meydana gelen 7,6’lık depremle tekrar sarsıldık.
İlk deprem uykuda olduğumuz bir saatte meydana gelmişti; biz hissetmedik. Fakat 13.24'de meydana gelen ikinci depremi Terme’deki evimizde fazlasıyla hissettik. Avizelerin birbirine vuruşuna şahit olduk. Tansiyonumuz çıktı sandık, başımız döndü. Beşinci katta olsak da kurtuluşu, kendimizi sokağa atmakta bulduk. Bizim gibi evlerini terk eden başkaları da sokağa inmişti.
Bizden yüzlerce km uzakta meydana gelen bir deprem bizi bu kadar etkilediyse, deprem bölgesinde yaşayanlar acaba neler hissetmiştir diye düşünmekten kendimi alamıyorum. Kayıplarımız çok, acımız büyük. Hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum.
Bu, ülkemizin son yüzyılda karşılaştığı en büyük âfettir. 1939 Erzincan depremi çok daha yıkıcı olmuş, resmi kayıtlara göre 32 bin 962 kişi hayatını kaybetmiştir. Ancak dokuz saatlik arayla birbirine yakın iki yerde aynı büyüklükte iki depremin olması, dünyada eşi görülmemiş bir durumdur.
Ben bu yazıyı yazdığım sırada (12 Şubat) can kaybımız 24.617 olarak bildiriliyordu. Bu sayının artması muhtemeldir.
Televizyonlar ilk günden beri normal yayınlarına ara verdiler. Devamlı depremle ilgili haberleri geçtiler. Sizler de gördünüz, duydunuz. Milletimiz, benzeri durumlarda olduğu gibi tek yürek olmuş, kurtarma çalışmalarına katılmış, elinden gelen maddi- manevi yardımı esirgememiştir.
Bu depremde de duygulandırıcı yardım görüntüleri ekranlara geldi.
Bir nine (yürüyüşünden 80’i aştığı anlaşılıyordu), yorganını bir örtüye sarmış, yükünü sırtına almış, yardım toplama merkezine gelmiş. Görevlilerin, “Nine, ver artık biz götürelim” demesine aldırmadı. Gitti, yükünü diğer yardım malzemelerinin yanına bıraktı. Yorganı yeni olmayabilir ama niyeti halisti. Bana, kurtuluş savaşında bebeğinin battaniyesini cephanenin üstüne örten Şerife Bacı’yı hatırlattı.
Bizi duygulandıran bir nine daha gördük. “Ahırdaki düvemi sattım, depremzedelere yardım için parasını kaymakama götürüyorum” diyordu. Allah herkesin hayırlarını kabul etsin.
Resmen görevlendirilmese de ülkenin hemen her bölgesinden gönüllüler deprem bölgesine akın etti. Terme’den gidenler de oldu. Bunlardan birine ayrı bir paragraf açmak istiyorum.
Gebze’de oturan yeğenim birkaç arkadaşı ile Elbistan’a gitti. İhtiyaç duyulabilecek yardım malzemelerini bir karavana yüklemişler; yani tedarikli gitmişler. “Yardım ekipleri zaten şehirlere yetişemiyor” diyerek köylere yönelmişler. Bence de iyi düşünmüşler. Bu arada, “Köylerin % 80’i Suriyeliydi. Bizi soymaya kalkarlar diye korktuk, yeterince ilgilenemedik” demişler, ki bu konu beni düşündürdü.
Kurtarma ekipleri, enkaz altında buldukları “Umudunuz varsa, gelecek de vardır” yazılı bir kâğıdı gösterdiler. Beşinci, altıncı günde dahi umutlar bitmedi. Yedi aylık Hamza bebek 140. Saatte sağ olarak enkazdan çıkarıldı. “Allah’tan umut kesilmez” sözünün canlı örneğidir bu.
Ölenlere, yaralılara, yıkılan binalara, yok olan emeklere üzüldük. Bu arada ekranlara yansıyan hırsızlık ve yağma olaylarına da kahrolduk. Yardım götüren TIR’ları yağmalamak isteyenleri duymak da bizi derinden yaraladı. İnsanlar canları ile uğraşırken, kaybettikleri yakınlarına yanarken, yağma peşinde koşan bu kansızlara ne demeli?
Hırsızlık her zaman suçtur, toplum hayatı açısından adi bir davranıştır. Ancak böyle zamanlarda daha da kötüdür, katmerli suçtur, vicdansızlıktır. Hâkimler bu durumu değerlendirecektir ama benim teklifim; bunların cezası normalde 1 ise, böyle zamanlarda 1,5-2 olmalıdır.
Kurtarma ekipleri sadece enkazla uğraşmadı. Soğukla ve yağmurla da mücadele etti. Ekranda bu gayreti görenler, “Rabbim! Sen onlara güç ve kuvvet ver” diye dua ettiler, biz de dua ettik. Bu dualar yerine ulaşmıştır, diye düşünüyorum. Onların bu gayretlerini takdire değer buluyorum.
Geçmiş olsun Türkiye’m.