Sohbet türü deyince akla ilk gelen yazarımız Şevket Rado'dur. Sohbet yazılarının toplandığı Eşref Saat adlı eseri edebi çevrelerce yakından bilinir. Yazar, 1913'te doğmuş, 1988 de vefat etmiş. Tam 75 yıl ömür sürmüş.
Yazar, 1950'den sonra uzun yıllar radyoda mütemadiyen dinleyicilerle sohbet etmiş. Bu sohbetler daha sonraları kitap haline getirilmiş. Şimdilerde bu sohbetlerin ses kayıtları yayınlandı.
Derslerde sohbet konusu işlerken yazarın “Cigarayı Nasıl Bıraktım” adlı sohbetini kendi sesinden dinledik. Yazar, burada 1974 yılında cigarayı nasıl bıraktığını sohbet havası içerisinde anlatıyor. Sigarayı bırakmak isteyen tiryakilere dinlemelerini tavsiye ederim. Belki faydası olur diye düşünüyorum.
Ben hiç sigara içmediğim için nasıl bırakılacağı hususunda bir bilgiye, bir tecrübeye sahip değilim. Lakin mebzul miktarda sigarayı bırakma hikâyeleri dinlediğimi belirtmeyelim.
Onlardan en ilginci rahmetli Hacı Babam'ın sigarayı bırakma hikâyesi. Defalarca dinledim. Hacı Babam yaş itibariyle Şevket Rado'dan on yaş büyük. Tanıştıklarını sanmıyorum. Çünkü bahsi hiç geçmedi.
Şunu belirteyim, 1993'te vefat eden Hacı Babam'ın (dedemin) sigara içtiğine ben hiç şahit olmadım. Çünkü sigarayı benden çok önceleri bırakmış. Tanıdığımda aşırı bir sigara düşmanıydı. Sigara içenlere çok kızardı. Tam 30 yıl, sarma tütün içmiş. Tütün bulamadığında mısır püskülünü kurutup içmiş. Modern sigaralarla hiç tanışmamış.
Hacı Babam 1950'den sonra, yollar açılınca, kadim dostu, köylüsü, Hacı Tosun'la birlikte hacca gitmeye karar vermişler. Gerekli işlemleri tamamladıktan sonra vapurla hacca gitmişler. Vapur, İstanbul'dan hareket etmiş. Anlattığına göre bu deniz yolculuğu 8 gün sürmüş.
Hacı Tosun'la birlikte vapura binmek üzere İstanbul'a gitmiş. Vapurun kalkış zamanına kadar İstanbul'un önemli yerlerini ziyaret etmişler. İşte sigarayı bırakma hikâyesi tam da burada başlıyor.
Hacı Babam, Eminönü Yeni Camii'nde öğle namazını kıldıktan sonra Galata Köprüsünden karşı tarafa geçiyormuş. Tabi elde dumanı püfür püfür tüten sigara. Hem tüttürüyor, hem de yürüyormuş. Tam köprünün ortasında karşısına hiç tanımadığı, beyaz sakallı, nurani yüzlü bir adam dikilmiş. “Dur bakalım, nereye gidiyorsun ey adam” diye sormuş. Hacı Babam, karşıya geçmeye çalıştığını, Karaköy tarafına gittiğini söylemiş. Adam: “Onu sormuyorum, asıl nereye gidiyorsun, onu soruyorum” diye ısrar etmiş.
Hacı Babam'da bu sefer jeton düşmüş. Bir an evvel cevap vereyim de kurtulayım diye “hacca” demiş. “Hah işte ben de onu soruyorum. Peki elinde sigara ile hacca gitmeye utanmıyor musun, ne yüzle Peygamberimizin huzuruna çıkacaksın? At elindekini denize ve öyle Peygamberimizin huzuruna çık” demiş.
Hacı Babam, bir an afallamış. Ne diyeceğini şaşırmış. İn midir, cin midir, nedir diye düşünmüş. Hacca niyet ettiği için tanımadığı adamın kalbini de kırmak istememiş. Kafasında şimşekler çakmış. Ya Hızır'sa diye düşünmüş.
Adam önünden çekilmeyince, biraz gönüllü biraz gönülsüz otuz yıllık arkadaşını bir anda Haliç'e fırlatıp atmış. Sigarayı bırakmış bir vaziyette Peygamberimizin huzuruna çıkmış. Bu dünyaya veda ettiği 1995 yılına kadar da bir daha ağzına sigara almamış.
Bir anda karar vermiş ve orada bırakmış. Ne doktor, ne terapi, ne de telkin, Tamamen irade.
“Allah bilir amma karşıma çıkan o zat herhalde Hızır'dı” diye söylerdi. Bir daha da karşılaşmamışlar.
''Sigarayı bir türlü bırakamıyorum'' diyenlere Hacı Babam bu hatırasını sık sık anlatırdı. Bende tesiri daha etkili oldu. Bırakmaktansa hiç başlamamayı tercih ettim. Onun için benim hiç sigarayı bırakma hikâyem olmadı.
Çok da memnunum, halimden hiç şikâyetçi değilim. Ya siz?