Hamza'nın basireti demek daha doğru olurdu. Çünkü Hamza boşu boşuna inat etmiyormuş. İnadının altında gerçekler yatıyormuş. Biz anlayamamışız. Anlatayım.
Hamza ilçemizin yakın köylerinden birinde oturuyordu. Akli meleke zayıflığından ilkokulu dördüncü sınıftan terk etmiş. Bir daha da okulla işi olmamış. Hayat devam ediyor tabi. Hamza da hayatın gailesi içerisinde kendine bir mobilet almış. Onunla köyünden kalkıp ilçeye ve sair yerlere gidip geliyor. Kendisini tanımayan yok gibi. Bir şekilde hayatını idame ettiriyor. O zamanlar Halk Eğitim'de çalışıyordum. Hamza, zaman zaman bizim yanımıza da uğruyor, bizimle hasbihal etmeyi seviyordu.
Bir gün Hamza ilçeye mobiletiyle gelirken trafik ekipleri durdurmuş. Ehliyet sormuşlar, olmayınca Hamza'nın mobiletine mevzuat gereği el koymuşlar. ''Bir daha ehliyetsiz binersen yüklü ceza yazarız, tez elden ehliyet almalısın,'' demişler. Bildiğiniz, Hamza trafikten men edilmiş.
Ehliyet alması için yarıda bıraktığı tahsilini tamamlaması, ilkokul diplomasını alması, onunla müracaat edip bir zaman sonra da ehliyetini alıp normal hayatına dönmesi gerekiyor.
Şimdi nasıl bilmiyorum, o zamanlar, ilkokulu tamamlama sınavlarını Halk Eğitim yapıyordu. Hamza, bize başvurdu. Durumunu kendince anlattı. Mevzuat gereği Hamza, komisyonumuzca imtihana tabi tutulacak, başarılı olursa kendisine İlkokul diploması verilecekti.
Sınavdaki sorulardan birisi “Muhtar nasıl olunur?” şeklindeydi. Sorunun iki şıkkı vardı. Seçimli mi olunur yoksa atamayla mı olunur?
Hamza, bu soruda ısrarla atamayla şıkkını söylüyordu. Komisyonun bütün ısrarlarına, bütün yönlendirmelerine, bütün iyi niyetine rağmen muhtar seçimle olur demiyordu. Adeta şah kalkıyordu. Yusuf Abi'nin, Nuh Hoca'nın açıklamaları Hamza'ya kar etmiyordu. Hamza bir ara sınavı terk etmeye bile kalkıştı. Belli ki komisyon Hamza'yı İlkokul mezunu yapıp yardımcı olmak istiyordu. Hamza bütün yardımları reddediyordu.
Komisyon üyesi değildim ama olaya ben de dâhil oldum.
Hamza'nın bildiği bir şey olmalı diye düşündüm. Yoksa niye bu kadar inat etsin ki?
Hamza'ya: ''Sizin köyün muhtarı kim, muhtarınızı tanıyor musun'' diye sordum. Hamza: ''bizim seçtiğimiz, oylarımızla işbaşına getirdiğimiz muhtarımız, altı ay önce trafik kazasında öldü. Onun yerine, bizim seçmediğimiz, oy vermediğimiz azayı muhtar yaptılar. Kendisini sevmiyorum, kendisiyle de konuşmuyorum. Bizim şimdiki muhtar seçimle değil, atamayla geldi. Ben onun için atamayla şıkkını seçiyorum. Anlayacağınız, muhtar seçimle gelecekse bizim köyde yeniden seçim yapılmalı,'' demesin mi?
Hepimiz hayret ettik. Hamza'nın niye inat ettiği ortaya çıktı. Meğer Hamza'nın bir bildiği varmış. Biz anlayamamışız.
Bu durum karşısında komisyon Hamza'nın hayat bilgisinin yeterli olduğu kanaatine vardı. Hamza, sınavdan başarılı oldu, ilkokul diplomasına kavuştu, ehliyetini aldı ve mobiletine tekrar kavuştu.
Ben ise bu başarısıya Hamza'nın ilkokul mezunu değil, ortaokul mezunu bile sayılması gerektiğine hükmettim.
O gün bugün Hamza'yı görmedim. Üzerinden bir hayli zaman geçti. Bilmiyorum, aynı soruyu şimdi sorsak ne cevap verir?