B.Rahmi ÖZEN

Tarih: 01.02.2023 09:16

HAY BRE DUT AĞACI

Facebook Twitter Linked-in

 Dut ağacı…
Hay, bre koca dut ağacı...
Uzanmış yatıyor boylu boyunca.
Geçmişten ne bir şey söylüyor, ne bir haber veriyor. Unutmuş Yusuf'u, İbrahim'i…
Suskun dili, hatırlamıyor, maziyi; Yörükhan'ı, Ceren'i.
Yusuf, şimdi ol viran dut ağacına sırrını, başından geçen bunca yılların öyküsünü açıp söylese duymaz, halini sorsa işitmez, sırlarını geri istese vermez. Hay, bre koca dut! Hay, bre yalnızlığımın sırdaşı! Seni de mi, garip kodular bencileyin?
Bir tufan, her şeyi yerle bir etmiş. Kırık dökük, enkaz yığını, garip evler… Birbirine karışmış yıkık ahşap duvarlar… Duvarların altında kalan anılar… Anacığı yok, Yusuf'un. İbrahim'in anası Ayneyn kadın da yok.  Yusuf'un içinden ok yemiş bir ceren geçiyor.
Terme Çarşamba ovasının ve dahi Karaçalı'nın bütün geceleri kadar acının arıncı geçiyor, Yusuf'un içinden. Ol bakışlarda sadece acı… Kalbinin sınırsızlığı kadar, ulu deryalar kadar, gök kadar acı…
Komşuları da yok. Ipıssız bir toprak… Yemen çöllerinin alevini taşıyan hatıralarında çocukluk ve gençlik sırdaşı İbrahim'i hatırlıyor,  Yusuf:
'Hay, İbrahim hay!' diyor. 'Nasıl da bilmişsin her güzel binanın sonunun viran olacağını? Nasıl da?' diyor. İçleniyor, yerde yatan dut ağacının kuru gövdesine tomur tomur kan kırmızı yaşlar akıyor.
Kalanlardan hiç kimse, Yusuf'u, tanımıyor. Onun köyü terk ettiği zaman çocuk olanlar şimdi orta yaşlarında, orta yaşlılar ihtiyar, genç kızlar, çoluk çocuk sahibi olmuş. O, terk-i diyar ettiğinde anne olanların saçlarına ak düşmüş… 
Viraneye dönen bahçelerinin kenarındaki taşın üstünde oturan saçı sakalı bembeyaz pir-i fani bir adam, adamın dudaklarına bir namlu siluetiyle yapışan ney, inceden inceye yürek tınlatıyor. 
Terme Çarşamba ovasının kalbi, bir ağıta dönüşmüş ney'in inleyen sesinde... 
 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —