Takvimler temmuz ayının yirmisini gösteriyordu. Sıcak bir öğle sonrası yolum Bayburt'un Aydıntpe ilçesine düştü. Yoluculuğun verdiği yorgunluk bir yana ilçeyi tanımaya nereden başlamalı diye düşünmeye başladım. Otomobilimi bir yere park ettiğimde bisikletli iki çocuk bulunduğum tarafa doğru geliyordu.
Önce etrafa bakındım. O haliyle şehre benzer bir yanı yoktu. Sonradan adının “Beşbaşlı” sokak olduğunu öğrendiğim bir yerdeydim. Bisikletli çocuklara “Şehir merkezi nerede” diye sorduğumda bana geçtiğimi söylediler. Anladım ki ilk girişte gördüğüm yeni binalar şehir merkezi taraflarındaymış.
Ara sıra ağaçların bulunduğu, eski ve yeni binaların yan yana olduğu, yürüdükçe şehre daha çok benzeyen yerlerin varlığı yeni yapılanmakta olan bir belde olduğunu belli ediyordu.
Yürümeye devam ederken yürüyüş yoluna göre sol tarafımda bir kütüphane gördüm. Hemen içeri girdim. O gün kütüphanede çocuklar için bir program hazırlığı yapıldığını öğrendim. Kütüphaneyi çok kısa ziyaret edip tekrar uğrayacağımı söyleyerek oradan ayrıldım. Maksadım program yapılana kadar etrafı gezmekti.
Dışarı çıktığımda ilçede bir liseyi ziyaret etmek istedim. Okul tatil olduğu için idareciler ile görüşüp ilçe hakkında farklı bilgiler edinmek istedim.
Yakında bulunan birine en yakın liseyi sordum. Tarif edilen yere doğru yürümeye başlayınca önce eski binalara sonra da metruk yapılara rastladım. Aslında ilçe merkezine kuş uçumu 1,5 km ancak olan bir yerdeydim.
Her adımım beni köye benzer bir yere götürüyordu. Yıkık binalar, evcil hayvanlar, ot kurutan vatandaşlar, traktör ile meşgul olan şahıslar…
Sanki her adımda bir yerlere yaklaşıyor gibi değil de bir yerlerden ücra bir yere gidiyormuş gibiydim.
Bir binanın yanında traktörle ilgilenen bir şahsa dönerek “Falanca okul buralarda mı” diye sorduktan sonra “Doğru mu gidiyorum” diye de ilave ettim. Bana “Doğru gidiyorsun” dedi. Daha sonra o kişiye “Ben yabacıyım, Ordu'dan geliyorum” dedim.
Anadolu'da misafir olmak bir ayrıcalıktı. Yabancı olduğumu öğrenen kişi bana dönerek ve çok samimi bir ses tonuyla “Hoş – safa geldiniz efendim” dedi.
Daha önce; “Hoş geldiniz, hoş geldiniz safa geldiniz, safalar getirdiniz” gibi hitaplar duymuştum da “Hoş-safa geldiniz” sözünü ilk defa duydum. Belki birçok yerde söyleniyor olabilir ama ben ilk defa duydum.
“Hoş-safa geldiniz…”
Ne kadar içten ve samimi gelen bir hitap. Bir misafir için gönülden söylenmiş bir söz. Art niyetsiz, karşılık beklemeksizin tamamen içten gelen bir söz.
“Hoş-safa geldiniz…”
Kendimi hatırlı misafir gibi sandım. Sonra Anadolu insanın gönlünü düşündüm. Ne kadar saf, temiz…
Anadolu irfanı veya Anadolu lisanı veyahut Anadolu saygısı bu olsa gerek…
Hoş-safa bulduk efendim.
Hatta çok şey bulduk. İnsanlığa dair neleri kaybettikse çoğunu bulduk…
Ah o kaybettiklerimiz… Biri çıkıp insana hatırlatıyor işte. Sağ olasın Aydıntepeli gönül insanı. Hep var olun.
Hoş-safa bulduk… Sayenizde efendim…