Zeki ORDU

Tarih: 24.07.2023 09:32

İLTİFATI ÜMERA İLE KURU FASULYENİN NİMETLERİ

Facebook Twitter Linked-in

 Atalarımız karşılaşabileceğimiz çok şey ile ilgili çok söz söylemiş. Dikkat edildiğinde atalar sözünün ne kadar yerinde olduğunu anlayabiliriz.
Bu zamana kadar duyduğum en veciz sözlerden biri “Şems-i şitaya, cilve-i nisaya ve iltifat-ı ümeraya güven olmaz” sözüdür. Şimdi bunu başka bir “Tükçe”ye terceme edelim.
Efendim bu söz; kışın güneşine, kadınların cilvesine, amirlerin iltifatına güven olmaz” demekmiş.
Malum kış mevsimi iklim olarak diğerlerinden soğuktur ve soğuğun sebep olduğu birçok hastalıklara maruz kalabiliriz.  Onun için daha dikkatli giyinilir. Büyüklerimiz kış günü dışarı çıkanlara “Sıkı giyinin ” tembihinde bulunurdu. Güneş sadece ışıtır ama ısıtmazdı. Hasta olanlar için de “Sen şifayı kapmışsın” derlerdi.
Kadınların cilvesi ise insanları her yaşı için gizli bir tehdit olmaya devam eder. Büyükler bunun için de kişileri ikaz eder, “Bugün size cilve yapan yarın başkasına da teveccüh gösterir, aklınızı başınıza devşirin” gibi açıklamalı izahatlar yaparlardı. 
Bu iki uyarıya uyup uymamak kişinin elindeydi ve bu ikazlara uymak veya uymamak kişinin inisiyatifineydi. 
Gelelim amirlerin iltifatına… Yani yine eskilerin “Zurnanın zırt dediği” yere. Amirler insana niye iltifat eder?
Eder çünkü asıl maksat, kendine bir pay çıkarmaktır. Size “Aslanım, kaplanım, sen bu işin altında kalmazsın, sen başarırsın, senden başkası bu işlerden anlamaz, sen “bizdensin”, başkasına güvenemem vs…
Sonra işler yoluna girer amir efendi etrafındakiler “Nasıl başardım ama bu işler bizden sorulur, bu meseleyi de atlattık” gibi ifadelerle bütün başarıyı kendi üzerine alır. İhtimaldir ki bir terslik olursa maiyetindekiler için “beceriksiz herifler, bu kadar basit işi de yapamadınız cümlelerinin ardından ya bir azar, ya da savunma, soruşturma gibi “Mevzuat efendinin” emri mucibince bir yol haritası çizilir.
Kısaca başarı benim, başarısızlık senin anlayışı; ümera için vazgeçilmez bir düsturdur.
Bu satırları yazdığım zamandan yaklaşık 20 sene önce şimdi FETÖ denilen şahıs ile ilgili olumsuz bir laf etmişim. Beni küçük çapta (çapını tam olarak ölçemedim) bir amir yanına çağırıp “O bir kanaat önderidir, kendisine ve çizdiği yolla ilgili ileri geri konuşmaktan seni men ederim” dedi. o vakitten 15 sene sonra malum “dikleşme” vaziyetleri olunca bir de baktım ki beni ikaz eden adam “Kanaat önerine(!) ileri geri konuşuyor.
Haydaaa. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu…
Daha sonra her 15 Temmuz gelince o gün için programlar düzenlenir kişiler hakkında atılıp tutulur. Kimine göre “Halkların kardeşliği zarar görmekten, kimine göre vatan millet, kimine göre inanç” zarar görmekten kurtuldu. 
Her temmuz ayında yapılan anma günleri bir yıl öncesine göre biraz tavsadı. İlk zamanlarda vatan, millet, ümmet, kardeşlik ve laiklik nutukları atarken; konuşulanlar, söylenenler bunlar üzerine olurken, şiirler ve nutuklar hamasi olmaktan çıktı yapılan programlarda “Göbek havaları” atılmaya başlandı, din ü devlet, mülk ü millet ifadeleri yavaş yavaş azalmaya başladı hatta bu hususta yapılan davranışlar “kınanır” hatta yasaklanır oldu.
Olan olmuştu bir kere.
Hem meydanlar da artık “Çanakkale içinde vurdular beni” gibi müzikler değil de “Bandıra bandıra ye beni” gibi sözleri olanlar rağbet görmeye başladı. Artık bandıra bandıma mı, kandıra kandıra mı olur bilmem ama biz kimin ne “.alt” yediğini biliyoruz.
Sizi “iltifatçılar” sizi… 
 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —