Selim EROĞLU

Tarih: 20.09.2022 08:23

İZMİR'iN KURTULUŞU YAHUT ATEŞTEN GÖMLEK

Facebook Twitter Linked-in

Ateşten Gömlek romanı pek çok ilki bünyesinde barındıran bir şaheser. Milli Mücadele’yi anlatan, dönemin atmosferini tasvir eden ilk roman.

Yayınlandıktan bir yıl sonra Muhsin Ertuğrul tarafından beyaz perdeye aktarılıyor. Halide Edip, romanının filme çekilmesini tek şartla kabul ediyor. Senaryodaki Türk kadınlarını canlandıracak oyuncuların da Türk olması. Nitekim Bedia Müvahhit (1896-1994), İzmir Kızı Ayşe karakteri ile Müslüman ilk kadın oyuncu unvanını alıyor.

Ateşten Gömlek, başka bir yazarın isim hakkını borç almış bir roman aynı zamanda. Halide Edip, Yakup Kadri ile sohbet ederken, Yakup Kadri “Ateşten Gömlek” adında bir roman yazacağını söyler. “Ateşten Gömlek” ismi, tanık oldukları zamanı anlatan çarpıcı bir isim olarak Halide Edip’i sarsar ve “ben de bir Ateşten Gömlek yazacağım” der.

Yakup Kadri, Halide Edip’in cümlesini, yarı şaka yarı ciddi, “yapmayınız, başka bir roman ismi yok mu?” der.

Halide Edip, Ateşten Gömlek’i 1922 yılının Haziran-Ağustos ayları arasında önce İkdam gazetesinde tefrika eder, ardından kitap olarak yayımlar. Yayınlarken Yakup Kadri’ye isim için teşekkür etmeyi ve aynı zamanda af dilemeyi de ihmal etmez.

“Size de bu kadar Anadolu’ya yakışan ve kendi başına bir şaheser olan isim için teşekkür etmek ve sizden af dilemek isterim, Yakup Kadri Bey! İsmin kudreti eserden güçlü olması benim kabahatim değildir. Benim Ateşten Gömlek’i, eğer zaman söndürüp bir tarafa atmazsa Türk romanları arasında iki tane “Ateşten Gömlek” olacak. Belki elli yıl sonra bir kütüphane rafına yan yana oturacak olan bu iki kitap Andersen’in masallarındaki gibi belki dile gelir, birbirine geçmiş günleri söylerler. Kim bilir o uzak gelecekte Türk gençliğinin sırtındaki “Ateşten Gömlek” ne kadar bizimkilerden başka olacaktır.”

Romanı için düşündüğü ismi Halide Edip’e kaptırmış olmak Yakup Kadri’nin canını epey sıkmış olmalı. Türk Edebiyatında ikinci bir Ateşten Gömlek romanı yayınlanmaz.

Ateşten Gömlek üzerine geçen konuşmayı bir de Yakup Kadri’nin kaleminden okumak, dönemin ruhunu anlamak bakımından bize pek çok sahne sunacaktır.

Halide Edip’in ölümü üzerine Milliyet gazatesinde 12.01.1964 yılında yayınlandığı “Büyük Dostum Halide Edip” adlı yazısında Yakup Kadri şöyle diyor:

“Milli Mücadele devrinde Ankara’da, Kalaba köyünün bir çiftlik binasında olsun, harp cephesinde olsun Polatlı’nın han odalarında bir arada geçirdiğimiz uzun zamanlar boyunca Kurtuluş Savaşı’nın tozundan dumanından baş alıp da edebiyat ve sanattan bahsetmek fırsatını bulamadık. Yalnız Sakarya Meydan Muhaberesi kazanıldıktan sonra Garp Cephesi Karargahı’nın Sivrihisar kasabasına nakledilmesi üzerine rahat sayılabilecek bir yaşama şartına kavuştuğumuz günlerin birinde Halide Edip bana, Milli Mücadele romanı yazmak niyetinde olup olmadığımı sormuş, ben de ona “evet” demiştim. Hatta şimdiden adını bile koymuş bulunuyorum: “Ateşten Gömlek”. Bu ad Halide Edip’in o kadar hoşuna gitmiş ki “ya siz bir roman yazmayacak mısınız?” diye sorduğum zaman “yazmak isterim fakat Ateşten Gömlek başlığını bana verirsiniz” demişti. Bunun üzerinedir ki zaferden sonra o “Ateşten Gömlek” ben de “Ankara” ile “Yaban” romanlarını yazmıştık”.

Yakup Kadri, Yaban’ı 1932’de Ankara’yı 1934’te yayımlandı, yani zafer kazanıldıktan sonra. Oysa Ateşten Gömlek tam da işgal kuvvetleri uçaklarla İstanbul’u bombalarken yazıldı.

Milli mücadeleyi doğru ve iyi anlamak için bir de adı geçen romanların gözüyle bakmakta fayda var diye düşünüyorum. En azından “Ateşten Gömlek”i okumaya ne dersiniz?

Not: Yazımı yazarken Fatma Barbarosoğlu’nun bir makalesinden yararlandığımı belirtmek isterim.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —