Zeki ORDU

Tarih: 16.10.2023 16:04

LA-(DİK)

Facebook Twitter Linked-in

 Bu yazı benim Lâdik ile kapımın kapanması demektir.
Şu ana kadar Karadeniz bölgesine ait 112 ilçe gezdim. Bu ilçelerin birçoğunda yerel yöneticileri ziyaret etmek için makamına vardım.  Kiminin toplantısı olması, kimini izinli olması, kiminin de o an için başka bir yerde olmasından dolayı görüşebildiklerimle görüştüm. 
Benim bu görüşme isteğime karşılık görüşemediğim başkanları personel aratmadı. O ilçe için öğrenmek gereken konular hakkında malumat sahibi oldum. Ve bunlardan memnun ayrıldım.
Bir belediye binasına uğradığımda başkanın özel kalem müdürüne söylediğim ilk şey “Ben emekli bir öğretmenin, Ordu'dan geliyorum, pazarlamacı, reklamcı değilim, karnım da tok iş falan da aramıyorum. İstediğim tek şey kabul ederseniz “bilgi” diyorum. 
Herkesin bir isteği oluyor haliyle. Benim de isteğim bilgi olunca bazen işler daha da zorlaşmış oluyor. Öyle ya “bilgi” vermek, para vermekten daha zor olabiliyor bazen.
Bu girizgâhın ardından yaşadığım menfi bir hatıram bende hafızam yerinde olduğu müddetçe kalacaktır.
Yolumun ikinci defa Lâdik ile kesiştiği bir zamanda, şehri biraz gezip dolaşıp Lâdik Belediyesinin yolunu tuttum. Başkanın makam odası önünde bulunan odaya girdim. İçerisi çok kalabalıktı. Kendimi yukarıda yazdığım gibi tanıttım. Başkanın olmadığını öğrendim. Kültürel işlerle ilgilenen kişiyi sordum o hususta da olumlu cevap alamdım. Sonra ilçenin tanıtımı ile ilgili yazılı bir eser veya broşür sordum o da yoktu. 
Bütün bunlar normal durumdu. Başkanın işi olabilir, kültürel işler usul olarak kurulmuş olabilir, ilçeyi tanıtan eser olmayabilir -ki hemen hemen çok belediye de olmaz- kısaca bütün bu durumlar son derece tabii bir durumdur.
Ancak kendimi tanıtmama rağmen ki yukarıda bahsettiğim gibi para ve iş istemediğimi emekli öğretmen olduğumu ve uzaktan geldiğimi, hatta Lâdikli olan çok kişiyi tanıdığımı ve onların da ismini verince onların da bu kişileri tanıdığını öğrendim. Ancak bana “Başkanla ne konuşacaksınız ile başlayan ve ardı arkası gelmeyen sorulara yaşlı biri olarak ayakta cevap vermeye çalışan ve verdiği cevaptan kimseyi inandıramayan biri olarak sıkıldım. 
Ne yalan söyleyeyim kovulmadım…
Sanki Ortaçağ Engizisyon mahkemelerinde yargılanan sanık gibi onların sorularına muhatap oluyordum.
Bu duruma hiç gerek yoktu. Çünkü bu durumda olan hallerde en kısa zamanda orayı terk ediyor bir ispata kalkışma ihtiyacı duymuyordum.
Bu zamana kadar gezdiğim 112 ilçede böyle bir durumla karşılaşmadığım için vaziyeti yadırgadım.
İnsanlar ve mekânlar…
Çok şey bu ikilinin uyumuna bağlı. Bu durumda Lâdik ilçesinin bir kusuru yok. Ancak böyle tarihi bir ilçeyi temsil durumunda olanların çok şeye ihtiyacı var.
Elveda Lâdik…
Seni tanıyamadan ayrılacağım senden.
Her ne kadar isminin bir hecesi “Lâ” olsa da sen varsın. Diğer hece de bulunan “Dik” senin dik duruşundan olsa gerek. Ancak başkaları bu “Dikliği” dik durmak yerine işin “dikine gitmek” haliyle kullanıyor. 
Hoşça kal şirin şehir. Toprakların çok güzelmiş…
 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —