Biz kütüphanedeyken kütüphane ile ilgilenen kızın annesi Ayşe Hanım da yanımıza geldi. Kızı üniversiteyi bitirmiş ama henüz atanamamış. Ataması yapılana kadar kütüphane ile gönüllü olarak ilgileniyormuş. Burada Aydın Hoca şunları söyledi:
“Bu kütüphaneyi açmak için hayli gayret sarf ettik. Kaymakam, Belediye Başkanı, kurum amirleri ve köylülerin de katıldığı bir törenle kütüphanenin açılışını yaptık. Burada yedi bin civarında kitap vardı. Kozluk’ta ilkokul var, ortaokul var, bir Fen Lisesi var. Kütüphaneyi öğrencilerin hizmetine sunmak istedik. Ancak bir görevlimiz yok. Belediye Başkanı Ali Kılıç, bir eleman göndereceğine söz vermişti. Aradan o kadar zaman geçti, henüz bir görevli göndermedi. Üniversite mezunu kızımız ilgileniyor ama o da her zaman bulunamıyor. Acilen bir görevliye ihtiyacımız var” dedi.
Kütüphaneler önemli. Hele de bir köyde açılmış olması takdire değer. Emeği geçenleri tebrik ediyorum. Büyüklerimiz, “Bir kütüphane açmak, bir hapishane kapatmaktır” demişler. Bu sebeple kütüphanenin hizmet verebilmesi için yetkililerin gereğini yapmasını bekliyoruz.
Bu arada eski belediye başkanı Mustafa Kılıç’ın oğlu Uğur Kılıç da kütüphaneye gelmişti. Hem kütüphane ile hem de bizimle yakından ilgilendi. Kendisine teşekkür ediyorum.
Kütüphaneden sonra Kozluk İlkokulu eski Müdürü Ahmet Yiğit’i evinde ziyaret ettik. Eşi Hanife Hanım bize ikramda bulundu. Ahmet Bey, Lapsekili Şehidin mezarını yaptıran kişiydi.
Birinci Dünya Savaşı yıllarında, Terme’nin diğer köylerinde olduğu gibi Kozluk’ta da Rum ve Ermeni eşkıyaların zulümleri görülüyormuş. Köylüyü eşkıyalardan korumak amacıyla devlet köye Ali ve Mehmet isimlerinde iki asker göndermiş.
Askerlerin yemeğini mahalleli veriyormuş. O zaman 5 yaşında olan ve konuyu bugüne aktaran Kevser Tez, bir seferinde yemek götüren annesiyle o da gitmiş. Asker, elini Kevser’in başına koyarak onu sevmiş ve “Lâpseki’de benim de bunun yaşında bir kızım var” demiş. Lâpsekili Mehmet’in kimliği ile ilgili bugüne ulaşan tek bilgi bu.
Askerler geceleri nöbetleşe uyuyorlarmış. Mehmet nöbetini tamamlamış. Nöbet sırası gelen Ali’yi uyandırmak için eve girmiş. O zaman elektrik yok, gaz yağı kıt. Yani evde ışık yok. Derin uykudan uyanan Ali, ne olduğunu anlamadan gelenin eşkıya olduğunu zannederek silahını ateşlemiş. Mehmet oracıkta ölmüş. Onu köyün mezarlığına defnetmişler. (Kozluk Belgeseli, sayfa: 228)
Yanımızda Ahmet Yiğit, Adnan Kul ve Uğur Kılıç olduğu halde köyün yukarısındaki mezarlığa gittik. Aydın Hoca; hem şehidin hem de orada medfun bulunan merhum ve merhumelerin ruhuna Kuran-ı Kerim okudu ve dua etti. Biz de birer Fatiha okuduk.
Ahmet Yiğit, “Ben küçükken babam buraya gelir ve şehidin kabri başında Kur’an okurdu. Emekli olduktan sonra şehidin mezarını yaptırmak istedim. Ancak mezarın yerini tam olarak bulamadım. Zaman içinde kabir, belirsiz olmuştu.
Benden daha yaşlı olan Mehmet oğlu Hüseyin Kılıç (1334-11.07.2004) ve eski köy korucusu Hüseyin Kavuş’tan yardım istedim. Onların verdiği bilgilere, küçükken benim gördüklerimi de ekleyerek mezarın yerini tespit ettik. Ben de şehidin mezarını yaptırdım. Bir kitabe yazdırdım. Başucuna da Türk Bayrağı diktirdim” dedi.
Ahmet Hocamı, ben İlçe Milli Eğitim Müdürü olduğum dönemden tanıyordum. Görevine bağlı ve uyumlu bir eğitimciydi. Şehidin mezarını yaptırmakla da hayırlı ve önemli bir hizmet yapmış. Allah (CC) hayrını kabul etsin.
Beni Kozluk’a götüren Aydın Teyyare, 2016 ile 2020 yılları arasında bu köyde dört yıl imamlık yapmış. Buradaki görevi sırasında emekliye ayrılmış. Aradan üç yıl geçmesine rağmen köyle irtibatını kesmemiş. Daha doğrusu, “Rahatlıkla köye gidip gelebiliyor” demeliyim. Karşılaştığımız köylüler kendisine hep iyi davrandılar. Bu da köylülerle iyi ilişkiler içinde olduğunu gösteriyordu.
Kozluk merkezde aramıza katılan ve bizimle mezarlığa kadar gelen Adnan Kul da bize yardımcı oldu. Onun verdiği bilgilerden de faydalandık. Sözlerinden okumaya ve kültürel değerlere meraklı olduğunu anladım.
Gerek beni Kozluk Köyü’ne götüren Aydın Teyyare Hocam’a, gerekse Kozluk’ta bulunduğumuz süre içinde bize yardımcı olan Uğur Kılıç, Ahmet Yiğit ve Adnan Kul’a teşekkür ediyorum.