Zeki ORDU

Tarih: 04.07.2022 08:31

MAVİ GÖMLEK

Facebook Twitter Linked-in

İlkokulu bitirir bitirmez tanıştım takım elbiseyle. O günün kaidelerine göre Ortaokula başlayan her erkek çocuk takım elbise ve kravat takmak mecburiyetindeydi.

Altmışlı yılların sonuydu ve köyümüze elektrik denilen, bir kablonun içinden görünmeden geçerek varlığını yaptığı işlerle gösteren sihirli güç daha uğramamıştı. Gömleklerin bile terziler tarafından dikildiği zamanlardı.

Ben ortaokula başlayınca giymiş olduğum takım elbisenin içinde, o zamanlar tam olarak neye yaradığını bilmediğim ve adının kravat olduğunu öğrendiğim aksesuarı takmaya başladım. Zaman ilerledikçe gazetelerin magazin sayfalarında ünlülerin boynunda da gördüğüm kravatın bir “sınıf” alameti olduğunu öğrendim.

O günden sonra 16 sene tahsil hayatım, 38 sene de meslek hayatım oldu. Bu 53 sene içinde emekli olana kadar boynumda asılı duran bu “sınıf” alametinden emekli olunca kurtulmuş oldum.

Ortaokulda kıyafetlerimizdeki uyum hakkında bilgimiz yoktu. Liseye başlayınca kâh arkadaşlarımdan, kâh öğretmenlerimden kıyafetlerin bir uyumu olduğunu seziyordum. Biz kanun yerine gelsin diye ceket, pantolon, gömlek giyiyor ve kravatı öylesine takıyorduk.

Lise birinci sınıftan sonra bu işlerin bir kuralı olduğunu öğrendik. O zamanlar ülkede televizyon olmadığı için “tarz” ile ilgili bilgileri bilmiyorduk. Camilerde din görevlileri bize “farz”dan bahsediyordu.

Ben lise ikinci sınıfa geçtiğim zaman ergenliğin de yaptığı baskı gereği kılık kıyafetime dikkat ediyordum. Aslında bütün devre arkadaşları da dikkat ediyordu. Babalarımızın kıt kanaat aldığı kıyafetleri hor kullanma hakkımız yoktu.

Her şey düzgün gidiyordu gitmesine de gömlek ya bir, olmadı iki gün ancak giyilebiliyordu. Hem kırışıyor, hem de yakası kirleniyordu. Tabii sonunda ütü de istiyordu.

Durumu eve iletince büyükler bana hak verdi. Bir gün “Sana yedek gömlek alacağız, gel bizimle kendine seç” dediler. Ben büyük bir sevinçle şehre gittim büyüklerimle. Bir mağazaya girdik ve bana göre gömlekleri indirdiler tezgâhtan. Bana, “dört tane daha seç” dediler. Böylece beş gömleğim olacaktı ve ben her gün birini giyecektim. Hafta sonu hepsi birden yıkanıp ütülenecek ve haftaya hazır olacaktı.

Lacivert bir takım elbisem ve mavi bir gömleğim vardı zaten. Ben dört gömleği de mavi renkli aldım. Aynı renk ve aynı desenden beş gömleğim olmuştu. Sanki bir forma gibi hep aynı giyiyor gibiydim.

Artık okula her gün başka gömlek giyerek gidiyordum. Okul arkadaşlarım ve öğretmenler hep aynı renk olduğundan değişik olduğunu fark edemiyorlardı. Bu uzun süre devam etti.

Bir gün çok şık giyinmesiyle tanınan matematik (cebir, geometri) öğretmenin bana; “Senin bu gömleğinin ütüsü hiç bozulmuyor mu? Üstelik de hep temiz” diye sordu. Ben öğrenci mahcubiyeti içinde cevap verdim. Sanki suç işlemiş gibi bir halim vardı. Öğretmene “Hocam, benim aynısında beş gömleğim var” dedim.

Sınıfta bir sükûnet oldu. Beş gömlek ve hepsi de aynı. Üniforma gibi. Öğretmen “anladım” dedi ve beni oturttu. Ders boyu herkesin bana baktığını sanıyordum. Gerçi bazıları bakıyordu ama benim bir yere bakacak halim yoktu.

Teneffüs olunca özellikle kızlar “Beş tanesini de ayrı alsaydın, çeşit çeşit giyerdin; bu şekilde herkes bir tane sanıyor” dedi. Ben “Ne fark eder, bakın öğretmen bile fark etti” dedim. Kızlardan kimi bana bir şey anlamıyor edasıyla bakarken, bazıları da zevk sahibi olmadığım hususunda fikir beyanında bulundular. Ancak benim hiç cevap vermeden gömleklerimi giymeye devam etmem onlarda nasıl bir tesir uyandırdı bilmem ama ben her zaman kendimi daha temiz hissediyordum. Hele öğretmenin bunu fark etmesiyle birlikte…

Sonra, bana “mavili” diye ad takacak olmuşlar da erkeler mani olmuşlar. Hani derler ya “Yiğit namıyla anılır” diye. Böyle bir sebeple adım çıkarsa bir anda okul gündemine gelme ihtimalini de erkekler önlemeye çalışmış olmalı.

Bir gün okula giderken başka sınıftan biri diğerine “Bak görüyor musun hep mavi giyiyor” dediğini duydum. Laf bu ağızda durmuyor ki. Bu sefer de bu lafın çıkmasından erkekler rahatsız oldu. Tıpkı ayrı ayrı giymeyip anlam vermeyen kızlar gibi…

Ne demiş şair: “Vaka aynı vaka, rivayet muhtelif.” Rahatsızlık aynı ama gerekçeler farklı. Niye kadınlarla erkeler hep ayrı düşünüyor? Netice aynı olsa da…


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —