Zeki ORDU

Tarih: 19.07.2022 16:32

MEZARLIK KOMŞULARI

Facebook Twitter Linked-in

    Ne zaman bir mezarlık görsem, bir zaman onlarında toprak üzerinde olduğunu düşünürüm. Kim bilir çoğunun ne hayalleri, ne planları vardı. Kimi çok seviliyor, kimine çok kızılıyordu. Belki kiminin ilmi, kiminin sanatı vardı.
    Şu mezarda bulunan kişi belki kendi başına bir garipti. Onun yanındaki huysuz biriydi belki de. Şu daha uzun süre yaşamış; kadın, çocuklarını uzun sene kendisi yetiştirmişti. Kim bilir? Şu nüktedan, şu kavgacı, şu sporcu, şu şarkıcı…
    Şu asker, şu politikacı, şu hamal, şu esnaftı.
    Dünya hayatı bir yerde bitmiş bu insanların. Ve sağlıklı iken oldukları yerde değiller şimdi.
    Mezardakiler kendilerine bir yurt edinmişler. Küçücük evleri var. Hiç kavga ve münakaşa sesi gelmiyor. Sanki uykuda gibiler ya da minicik evlerini terk etmiş gibi.
    Asıl hallerinden, biz habersiziz. Mevcudiyetleri bir hayal gibi şimdi. Şu filancagillerden diyor tanıyanlar.
    Yurtlarında bilinen tek şey küçücük evlerinin üzerinde bulunan taşlarda yazılan yazı. Ve bütün hatlarını izah eden şey de iki tarih arasındaki çizgi. Doğum tarihi (-) Vefatı.
    Mezarı var ki yaşamış. Her yaşayan gibi onlar da doğmuş. Ve her yaşayanlarda da olacağı gibi onlar da yaşamıyor şimdi. Her ne kadar aralarındaki çizgi benzerse de iki tarih arasındaki fark aynı değil hepsi için.
    Tarihleri arasındaki çizginin sağda ve solunda yazılan sayılar çok farklıydı. İki tarih arasındaki fark kimisin üç ve dört ancak varken, kiminin 20-30 arasında. Kiminde de 40- 50 kadar... Bazı tarihler arasında 70 ve daha fazla bir fark olabiliyor. Demek ki hayatı temsil eden o çizgi herkes için aynı değil. Tek benzer yanı çizginin sağında ve solunda bir tarihin yazılı olması. Bu da bize o iki tarih arasının bir hayat olduğunu gösteriyor.
    Aslında sadece canlılar ölümlü değildir. Cansız varlıkların da bir sonu vardır. Cansız varlıklar daha uzun yıl kalırlar dünyada. Kendine ayrılan süre dolunca o da çekilir hayatımızdan. Cansız varlıkların yok oluş tarihi yazmaz bir yerde. Sadece tarihi özelliği olan eserler hariç.
    Biz hayatın adaleti hakkında söz edecek bilgiye sahip değiliz. Hayat denilen şey sona erince olacak olan adaletin nasıl işleyeceğini de bilemeyiz. Ortada bir durum vardır ki bu küçücük evlerde bulunanlar, insanların hayattayken yaşadığı hayatı sürmüyor.
    Hayatın tanımı da yok. Biyolojiye göre nefes alıp veren her şey canlı hükmünde. Ne zaman bu özelliğini kaybederse ve na’şına rastlanırsa bir mezarı mekân etme şansına sahiptir. Aksi halde na’şına rastlanmayan o kadar kişi var ki dünyada.
    Hayat bir çizgiden ibaret... Bütün mesele hem geride bıraktıkların, hem de götürdüklerin olacak.
    Ardınızdan “Ne kendi eyledi rahat, ne âlem buldu huzur/ Yıkılıp gitti cihandan, dayansın ehli kubur.” Günümüz Türkçesine daha da yakınlaştırıldığında “Ne kendi rahat etti, ne de halka huzur verdi, bu dünyadan göçtü gitti, şimdi kabirdekiler düşünsün” diyenler olabileceği gibi “İyi âdem kişiydi” diyenler de olacaktır. Tabii tercih bizim.
    Diğer taraf mı? Oranın ölçüsü farklı işte. Onu en iyi bizi dünyaya gönderen bilir. Haa, herkes hak ettiği muameleyi de görür.


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —