Eskiden okullarda ayrı bir kompozisyon dersi vardı. Edebiyattan ayrı olarak iki saat de kompozisyon yapıyorduk. Bir ara dersin adı “Güzel Konuşma ve Yazma” oldu.
Adından da anlaşılacağı üzere dersin amacı, kişiye güzel konuşma ve güzel yazma becerisi kazandırmaktı. Bunca görülen eğitime rağmen insanlarımız güzel konuşabiliyor mu, güzel yazabiliyor mu? Bu ayrı bir konu. Üzerinde kafa yormaya değer.
Kompozisyon dersleri genellikle üst üste olurdu. Teorik bilgiler verildikten sonra iş pratik yapmaya gelirdi. İş pratiğe gelince genellikle biz öğretmenler klasik usulü kullanırdık. Nedir bu klasik usul?
Öğrenciye bir konu vermek, o konuyu yazmasını istemek, yazdığı kompozisyonunu okutmak, üzerinde müzakere yapmak, genellikle de eleştirmek, not taktir etmek, yazmayanı zaman zaman cezalandırmak.
Konu, genellikle atasözü veya vecize açıklaması, gezi yazısı, hatıra şeklinde olurdu. Öğrenciler arasında kompozisyonu seven varsa yazıyor, sevmiyorsa işkenceye dönüşüyordu.
Uzun zaman ilk ders konu verdim, öğrencilerin bu konu hakkında kompozisyon yazmalarını istedim. İkinci derste gönüllülerden başlamak üzere kompozisyonları okuttum. Daha sonra da kompozisyon metinleri üzerinde hep beraber değerlendirme yaptık.
Yazmak ve yazdığını okumak öncelikle cesaret işi. Cesareti olmayan yazmaz da okuyamaz da. Yazması ve okuması iyi olanlar, yani cesur olanlar hayatta hep başarılı olmuşlardır. Bunun istisnası yoktur. Eleştiriye açık olmayan kalem oynatamaz.
Öğrenciler ben istedim diye yazsalar da, yazdıklarını okumaya pek cesaret edemiyorlardı. Eleştirilmekten korkuyorlardı. İtiraf edeyim, öğrenciler kompozisyon yazarken ben de kitap okuyor ve notlar alıyordum.
Yine böyle bir ders esnasında, bir öğrencim parmak kaldırdı. Ben zannettim kompozisyonunu okuyacak. Meğer öyle değilmiş. İşin sırrı söz alınca anlaşıldı. Hocam dedi, “Hep biz yazıyoruz, siz niye yazmıyorsunuz. Siz de bizimle beraber yazın, bizde sizin yazdığınız kompozisyonu değerlendirelim. Eleştirilmek nasılmış görün”, deyivermesin mi?
Öğrencime hiç kızmadım. Sorusunu tebessümle ve memnuniyetle karşıladım. Arkadaşınız çok farklı ve de çok doğru düşünen cesur birisi. Söz veriyorum, bundan böyle sizinle birlikte ben de yazacağım ve yazdığımı okuyacağım. Çekinmeden, korkmadan, benim yazdığımı eleştirebilirsiniz, değerlendirebilirsiniz, isterseniz beğenebilirsiniz, dedim.
Sınıfta hem memnuniyet hem de şaşkınlık havası esti.
Ondan sonra, bugüne kadar, mütemadiyen öğrencilerle birlikte ben de yazdım. Hatta onlardan önce yazdım, onlardan önce okudum. Kantara çıktım, kaç okka olduğumu gördüm.
Öğrenciler neler neler dedi. Eleştirildikçe cesaretim arttı. Her eleştiriden sonra daha iyisini yapmaya azmettim. Daha sonraları sınıfın, okulun dışına çıktım. Gazetelerde, dergilerde yazmaya başladım. O nasıl oldu? Ayrı bir konu, günün birinde anlatırım.
Malumdur, kişi yapmadığını söylerse etkili olmuyor, söylediğini yaparsa tesirli oluyor.
O günden sonra öğrencilerin gözünde farklı bir öğretmen oldum. Beni bağışlasın, ismini unuttum, yazar olmasa bile yazmama vesile olan öğrencime teşekkür ediyorum.