B.Rahmi ÖZEN

Tarih: 31.07.2023 16:18

ÖĞRETMENLE SÖYLEŞİ I

Facebook Twitter Linked-in

'Kimi, göklere uzayan merdiven görür beni. 
Uzanıp güneşi koparmamı ister yerinden. 
Kimi acı bir sancıya yakalanır derinden  
Kimi der; 'erit önündeki buz dağlarını,
Göster öğretmenim!'  der, bize gerçeğin yollarını. 
Ayaklarımı isteseniz, kollarımı isteseniz,
Kala kala omuzlarımın üstünde başım kalsa, 
Biri değil, bini de feda olsun çocuklar, yollarınıza!'     

'Yolu oldun önümüzde aşılmayan dağların
Ve köprüsüsün geçilmeyen suların. 
Yıkadın öğretmenim, ak duygularınla kara gecelerimizi!
Kalem elinde kılıç ve kitap önünde rehber 
Adımların bir ışık hızında mesafeler kat eder. 
Artık üşümeyiz karlı dağ yollarında. 
Yeter, sinendeki sıcaklık,
Bizi ısıtmaya yeter!

Baha Bey, onun hıçkırıklar içinde ağlamasına dayanamadı. Sınıfa baktı, herkes ağlıyordu. 
Sordu;
'Düğümler mi çözüldü? Göklerdeki bulutlar mı boşandı yeryüzüne? Ne o yaşlar? Buzlar mı eriyor göz pınarlarınızda?'
Filiz, gözlerini sildi;
'Özveriniz, delirtti bizi, öğretmenim!' dedi. 'Yeryüzünde sözüyle özü bir olan sizin gibi kaç kişi vardır diye düşünüyorum. Artık inanmıyorum; iyi insanların iyi atlara binip kaybolup gittiğine. İnanmıyorum. Her çağın iyi insanları vardır ve sonsuza dek olacaktır.'
Baha Bey;
'Keşke, nice katı yürekler sizin bu gözyaşlarınızda sulanabilselerdi, çocuklar!' dedi. 
Orhan, erdemli bir söz attı ortaya;
'O zaman çiçekler fışkırırdı kimsesizlerin çorak topraklarından!' 
Baha Bey;
'Yıllar var ki, hasret kaldık kalpten inen gözyaşlarına.'
Bahriye, diye bir kız vardı, sınıfta. Soluktu yüzü. Belki bir hastalığı vardı, ya da bedenini besleyecek gıda alamıyordu. Az konuşurdu, öz konuşurdu;
'Öyleyse izin ver, öğretmenim,' dedi, Hıçkıra hıçkıra ağlayalım!'     
'Niçin, ağlamak çocuklar?' dedi, Baha  Bey. Ve ekledi; 'Hayır!' dedi. 'Ağlamak yok!   Eylem var! Değer üretmek var!'
Bahriye, ağlamak istiyordu;
'Ağlayalım, ne olur öğretmenim!' dedi. 
 'Hayır!' dedi Baha Bey. 'Kıyamam gözyaşlarınızın akışına!' 
Bahriye'nin gönül pınarı coşmuştu;
'Bırak da ağlayalım, öğretmenim!' dedi.  'Ağlayalım hoyratlaşan gönül ocağımıza.'   Bahriye ve Bahriyeler için boyundan büyük sözlerdi bunlar. Ne güzel cümleydi; 'Bırak da ağlayalım hoyratlaşan gönül ocağımıza!'  
Derin bir anlamı vardı bu filozofça söylenen sözlerin.
Filiz, bir erdemli coğrafyanın cömertlik saçan toprağı gibi Bahriye'nin sözlerinin devamını getirdi;
'Dumura uğrayan nazenin duygulara!' dedi.
Sanki bugün güller açıyordu bu sınıfta. Her birinin rengi, ayrı ayrı yırtıyordu goncasını;
Orhan;
'Ayaklar altında ezilenlere!' diyerek tamamlarken cümlesini, Uğur ekledi gerisini;
'Aydınlıktan ayrı düşenlere!'
Filiz, sanki hepsinin dediklerini özetliyordu;
'Kara cehaletin kurbanı olan öteki câhillere ve kaybolan Câhidelere...'
 Baha Bey, sordu;
'Niçin gözyaşlarını yeğliyorsunuz çocuklar, alın teri varken?'
Bahriye;
‘Ancak gözyaşlarımız söndürebilir öğretmenim, yüreklerimizi yakan bu ateşi.' 
 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —