Toptepe...
Ah, Toptepe!
Kış mevsimi gelende ve beyazlığını giyende, bambaşkadır Toptepe. Sanki bütün karlar, dürülüp Toptepe'de noktalanmıştır.
Koskocaman beyaz bir nokta düşmüş gibidir göğün boşluğundan Samsun'un doğusuna.
Seslenir ozan;
Toptepe'nin başında bir top kar olsam
Vursa güneş, yüreklerde damla damla erisem
Hayat verse sularım, bulut gibi çözülsem
Aksam Mert ırmağına, imbikten süzülür gibi.
Canik Dağları, yollar, caddeler, ağaçlar, evlerin damları, katıksız beyaza kesmiştir.
Silme süpür kardır gözün gördüğü her yer.
Batı yakasını gözünden hiç ayırmayan Akdağ ile Samsun'a Doğupark'ın tepesinden bakan Toptepe; beyazlarını giyinmiş, dargın, soğuk yüzlü iki gelin gibi karşı karşıyadır. İki gelini birbirine bağlayan telgraf tellerinde soğuk rüzgâr, mutluluğunun keyfinden midir, mutsuzluğunun derdinden midir bilinmez; kendi ince bestesiyle boşluğa ıslık çalar.
İki dağ, dünyadan elini eteğini çekmiş dervişler gibi oturmuşlar, beden dilleriyle konuşuyorlar. Kar beyazlığındaki ıssızlığın ortasında rüzgârın dörtnala koşan atı, kendi uğultusuyla iki tepe arasında cirit oynuyor.
Samsun, ayağınızın dibinde gibi, en güzel Toptepe'den görünür. Beyaza boyanıp asılmış bir top gibidir Toptepe, kışları. Sütbeyaz bir top... Yıldız yıldız ışıldar Samsun'dan bakılınca.
Asırlarca bir ıstırabın sızısını soluklar gibi yorulmuş gibi oturur Toptepe yerinde. Tam üstünde kendi büyüklüğü kadar olmuş, gümüş renkli bir bulut, saçlarının çözülmesini bekliyor. Aynen gökyüzünde donup kalan bir martıdır. Martının on bin kez, yüz bin kez büyütülmüş boşluktaki fotoğrafıdır. Çözülse; alıcı bir kuş gibi abanacak Toptepe'nin üstüne. Belki tüm Samsun'a... Belki Karadeniz'e…
Ah, bir çözülse saçları; kentin varoşlarında bir garibin gözyaşları gibi akacak ve eritecek onca karları. Ama akmıyor. Çözülmüyor. Ne bulut çözüp saçlarını ağlıyor yaşın yaşın; ne gecekondusunda çaresiz bekleyen kadının gözünden akmasını bekleyebilirsin bir damla yaşın.
Bir ırmak akar Toptepe'nin önünden. Kendi şarkısını, kendi yazgısını yazan bir ırmaktır o. Mert ırmağıdır. Suskundur kimi kez. İlkbaharla birlikte Canikler'in karları eridiğinde; kimi kez Söğütlübahçe'yi altına alan deli divanedir. Kimi kez bıkkın... Parmakları olsa; bir bir sayacaktır kenarında kurulan kentleri ve üstünden akıp giden medeniyetleri. Ve de sayacaktır çağları. Hititleri, Frigleri, Persleri, Gaskaları... Kenarında yapılan savaşları. Altındaki kalıntıları. Yapmaz bunu Mert ırmağı. 'Samsunlular yapsın bunu,' der.
Masala, efsaneye, türküye, ince bir ezgiye, ah'a, vah'a; 'Mert'liğinin nereden geldiğini sorsan anlatmaz. Sükût abidesi gibi kendi yorgun ruhunu dinler. Mertliği nereden gelir bu ırmağın, kimse bilmez, kimse düşünmez. Kimse araştırmaz mı bunu?