Zeki ORDU

Tarih: 08.06.2023 13:26

TOSYA'YA BİZ DE UĞRADIK (Seyahat Günlükleri XVII- Tosya'ya doğru - I)

Facebook Twitter Linked-in

 Kastamonu'nun merkezinden ayrıldıktan sonra hedefimizi Tosya olarak belirledik. Merkez ilçenin haricinde en büyük ilçesiydi Tosya. 3-4 bin yıllık bir geçmişe sahipti ne de olsa. Müslümanlar dışında on ayrı devletin hüküm sürdüğü topraklar.
Şehirden çıkıp D775 diye bilinen yola girdikten sonra şehrin kendine has uğultusunu arkada bıraktık. Artık tabiatla baş başa idik. Kastamonu bize tabiatı cömertçe sunuyordu. Ağaçlar sağımızdan ve solumuzdan akıp gidiyor gidiyor gibiydi. Yaklaşık 79 km yol hayal kurmadan geçmezdi. 
Aklımızın bir yerinde Kastamonu'nun o mistik hali duruyordu durmasına da bizim hedefimiz Tosya'ydı artık. Üç bin yılı aşkın zaman dilimi içine on ciddi gayr-i müslim devlete ev sahipliği yapmış; Danişmentlilerle başlayan, Çobanlar, Candaroğulları, kısa süre Moğol ve Selçuklularda kaldıktan sonra Osmanlılara geçmiş bir yurt köşesi.
Biz hem düşünüyor hem de yolumuza devam ediyorduk. İçimden “O kadar devlet kurulmuş bir yeri göreceğim” diye geçiriyordum. Tabii ne ile karşılaşacağımı bilmiyordum.
Bu ilçe yaklaşık altı sene önce bir akşamüstü uğramış, orada konaklamış, sabahtan da yolumuza devam etmiştik. Yani gezme, görme, malumat sahibi olma fırsatım olmamıştı. Bildiğim tek şey ikinci defa uğramış olacak olmamdı.
Merkezden uzaklaştıkça yaprakların renginin yeşilden griye doğru dönmesi dikkatimi çekti. Çok geçmeden de yol kenarlarında kar birikintileri görünüyordu. Mart ayının ilk haftası içinde olduğumuzdan bu mevsimde Karadeniz sahillerinde kalıcı kar olmazdı. Muhtemel Kastamonu ile Tosya'nın ortalarına yakın yerlerde kar kendini daha çok belli etmeye başladı.
Sık sık arabayı durduruyor kar fotoğrafları çekiyordum. Bunları dönüşte göstermek benim için mühim bir şey olacaktı. Bu karları sahilde bu sevide görmemiz için ayların ya ocak ya da şubat olması gerekiyordu. Okullarda eskiden bulunan mevsimler şeridine göre mart bahar ayıydı. Ama bulunduğum yerin baharla hiç alakası yoktu. Artık ağaçlar da kar altındaydı.
Kastamonu'nun  rakım 75 metre, Tosya'nın ise 880 metre idi. Yani gittikçe deniz seviyesinden yükseliyorduk. Bu durumda özellikle her mevsim yeşilliğini koruyan çam ağaçları beyaz bir ötüye bürünmüşlerdi. 
Gerçekten bahar martın girmesiyle mi başlıyordu. Recaizade Mahmud Ekrem bahara başka anlam yüklemişti. Bir mısraında “Geldi amma neyleyim sensiz baharın şevki yok” ifadeleri bahara başka bir boyut kazandırıyordu. Şimdi bu tarafını geçelim.
Tabelalar Tosya'ya 10 kilometre gösterirken her taraf kar içindeydi. Bulutlar arasından sızan güneşin şavkı karlı alanda başka, gölgeli alanda başkaydı. Bulutlar güneşin her yana vurmasına mani olurken; ağaçların rengi bile farklı görünüyordu.
Artık Tosya sınırlarına yaklaşıyorduk. Karlar azalmış, hatta güneşli bir ikindi vakitleriydi. Navigasyon sözde Öğretmenevi önünde durdurmuştu bizi. Ancak daha önce bir gece konakladığım öğretmenevi yıkılmış yenisi de daha yapılmamıştı. Belli ki kendime kalacak bir yer bulmalıydım. Bazı vatandaşların yönlendirmesi ile Tosya Dövücü Otel adında bir otele gidip yerimi ayırttım. 
Dövücü Otel ile yazılacak çok konu var. Bu arada otel görevlisi Hüseyin Köle ve yardımcı personel Afganlı Feyzullah Türkmen'in ilgileri takdire şayandı. Ayrıca otelde tanıştığım ve gece boyu sohbet edip, sonra telefonlarımızı alarak ayrıldığım Tevfik Kitapcı da Tosya hatıralarım arasında önemli yer aldı. 
Otelde yerimi ayırdıktan sonra otelde işçi olarak çalışan Afganlı Türkmen delikanlısı ile otomobilden bazı eşyalarımı otele getirdim. Sonra kendimi Tosya sokaklarına attım. Gün batana kadar yürüdüm, bazı yerlere uğradım, sorular sordum, fotoğraflar çektim ve otele geri döndüm.
Bu arada otelde tanıştığım Artvin Yusufelili başka bir kişi ile de ilginç sohbetlerim oldu. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.
 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —